Alay Köşkü
(Eminönü)
İstanbul
ili Eminönü ilçesinde, Topkapı Sarayı’nın etrafını çeviren Sur-ı
Sultani duvarının bir köşesinde yer alan Alay Köşkü, buradaki
bir burcun üzerine yapılmıştır. XVI. yüzyılda buradaki ahşap bir
köşkün bulunduğu yerde Sultan II. Mahmut (1808–1839) tarafından
1820 yılında yaptırılmıştır. Batı Avrupa üslubunda yapılmış olan
bu köşkün Balyan ailesinden Kirkor Amira Balyan (1764–1831)
tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır. Büyük olasılıkla bu
köşkün bulunduğu yer Eski İstanbul’un ana caddesi üzerinde idi.
Alay Köşkü, Padişah ve erkânının resmi geçitleri izleyebilmesi
için yaptırılmıştır.
Köşkün cadde üzerindeki pencere kemerleri üzerinde Hattat
Mustafa İzzet Efendi’nin siyah taş üzerine altın yaldızlı madeni
harflerle manzum bir yazısı bulunmaktadır.
Taş konsollar üzerinde çokgen planlı ve yedi cepheli, etrafı
pencereli olan köşk, büyük ve tek bir salondan ibarettir. Arka
ve yan taraflarına değişik büyüklükte hizmetkârlara özgü odalar
yerleştirilmiştir. Saray bahçesinden geniş bir rampa ile büyük
sofaya ulaşılan köşkün üzeri geniş saçaklı, soğan külah ile
örtülüdür. İç kısımda bu külah bir kubbe olarak görülmektedir.
Köşkün cephesi mermer levhalarla kaplanmıştır. Köşkün yedi
penceresi olup, bunların üzerlerinde siyah-beyaz taşlardan
yayvan kemerlere yer verilmiştir.
Alay Köşkü Cumhuriyetin ilk döneminde Güzel Sanatlar Birliği’ne
tahsis edilmiştir. Bir süre Eminönü Halkevi’nin oyun salonu
olmuş, 1945–1946 yıllarında İstanbul Eski Eserleri Tescil Bürosu
olarak kullanılmıştır. Köşk 1959–1960 yıllarında Y.Mimar Fatin
Uluengin tarafından orijinaline uygun olarak restore edilmiştir.
Günümüzde Topkapı Sarayı Müzesi Müdürlüğü’nün yönetimindedir.
İncili
Köşk (Eminönü)
İstanbul Eminönü ilçesinde Sirkeci’den Cankurtaran’a giden yol
üzerinde, Bizans dönemi Manganlar Sarayı’nın uzantısında bulunan
İncili Köşk XVI. yüzyılın sonlarında Sadrazam Koca Sinan Paşa
tarafından Mimar Davut Ağa’ya yaptırılmıştır. Koca Sinan Paşa bu
köşkü Sultan III. Murat’a armağan etmiştir. Sinan Paşa Köşkü
olarak da tanınan bu köşkten Sultan III. Murat çok hoşlanmış ve
zaman zaman buraya gelmiştir.
Günümüze yalnızca bodrum katı ile çeşmesi gelebilen köşk kesme
taştan olan bu bölümler üzerine ahşaptan yapılmıştır. Köşkün
ahşap kısmı 1863 yılında yanmış, bunun arkasında kalan bölümleri
de demiryolunun Sirkeci’ye kadar getirilmesi sırasında 1865
yılında yıkılmış ve ortadan kalkmıştır.
Köşkün günümüze gelen kalıntıları düzgün kesme taştan cephede
iki yuvarlak kemerli bölümü ile bunun üzerinde ahşap köşkü
taşıyan dışarıya taşırılmış kesme taş çıkıntılardır. Köşkün
bodrumu olan bu bölümün yanında Mimar Davut Ağa’nın isminin
yazılı olduğu bir de çeşme vardır. Çeşme taş bodrumun ileriye
doğru çıkan çifte kemerleri arasındadır.
Yalı Köşkü (Eminönü)
İstanbul Eminönü ilçesi, Sarayburnu’ndaki Sepetçiler Kasrı’nın
yakınında bulunan Yalı Köşkü Topkapı Sarayı’nın Sarayburnu’ndaki
iki köşkünden birisi idi. Yalı Köşkünü ilk defa Sultan II.
Beyazıt (1481–1512) yaptırmış ardından Sultan III. Murat
(1574–1595) 1592’de yeniden yaptırmıştır. Cebeciler Köşkü de
denilen Yalı Köşkü’nün Osmanlı saray törenlerinde önemli bir
yeri vardır. Donanma sefere çıkarken padişah Kaptan-ı Deryaları,
Donanma Serdarlarını bu köşkten uğurlardı. Bu uğurlama
törenlerinde de şenlikler köşkte ve çevresinde yapılırdı. Sefere
çıkacak donanma önce Beşiktaş’ta demirler, oradan
Müneccimbaşı’nın uygun göreceği günde Yalı Köşkü’nün önüne gelir
ve top atarak padişahı selamlardı. Gemisinden kayıkla ayrılarak
köşke gelen kaptan paşaya padişah tarafından kürk giydirilir ve
bir hançerle ödüllendirilirdi. Bundan sonra kaptan paşa gemisine
döner, top atışlarına devam ederken Top Kapısı’ndan da ona cevap
verilirdi.
Yalı Köşkü yabancı ressamların yapmış olduğu Topkapı
resimlerinde görülmektedir. Dikdörtgen planlı köşkün üzeri 7 m.
çapında bir kubbe ile örtülü olup, orta sofanın etrafı üç
eyvanla yaygın ve klasik divanhane planında yapılmıştı. Köşkün
denize bakan cephelerinin karşısında, ocaklı duvarların
arkasında odalar sıralanmıştı. Köşkün çevresinde 4 m.
genişliğinde geniş revaklar ve bunların üzerini örten 2,5–3 m.
lik geniş saçaklı bir örtü bulunmaktadır. Son derece hafif ve
zarif mimari elemanlardan yapılan köşkün önünde geniş bir rıhtım
bulunmakta olup, bu rıhtımdan birkaç basamakla bir platforma
çıkılmaktadır.
Günümüze gelemeyen, yabancı ressamların resimlerinden bilgi
edinilen bu köşkle ilgili olarak XIV. Louis’in Sultan IV.
Mehmet’e (1648–1687) gönderdiği elçi Marquis de Nointel ile
birlikte İstanbul’a gelen Antoine Galland İstanbul ile ilgili
yazılarında bu köşkten söz etmiştir:
“Bu köşk dışarıdan kare biçiminde olup, kurşunla örtülü bir
çatısı ve çatının ortasında küçük bir kubbesi olan bir yapıdır.
Yapının çevresinde on ayak genişliğinde mermer sütunlara oturan
bir revak vardır. Revak altından büyük salona geçilmektedir. Bu
salonun iki yanında ve deniz tarafında sedirler bulunur. Deniz
cephesinin karşı tarafında ise bronz kaplı bir ocak vardır. Her
sedirin üstü arabesk üslubunda yaldızlı renklerle boyalı bir
tonozla örtülüdür. Ortada ise aynı üslupta bezemeli büyük kubbe
bulunmaktadır. Duvarlar mermer ve bitkisel motifler ve yazılarla
süslü çinilerle kaplıdır. Bunlar bizim duvarlara astığımız
halıların işini mükemmel görüyorlar. 3–4 yerde fıskiyeler ve
yapının önünde bir de çağlayan vardır. Bu köşkte duvara asılmış
bir tahta gördüm. Ortasında bugünkü padişahın çocukluğunda
yazmış olduğu yarım satırlık bir yazı vardı. Bunun üzerinde
“Sultan İbrahim’in oğlu Sultan Mehmet’in eseri” yazılı idi.
Ocağın yanındaki bir kapıdan elçiyi bir salona soktular. Burada
padişahın oturmasına mahsus, altın yaldızlı fakat kötü yapılmış
üç iskemle ile Peder M. de La Haye’nin vaktiyle Babıâli’ye
hediye ettiği bir ayna vardı. Buradaki dolapların kapakları
oldukça ince bir işçilikle yapılmış altın ve gümüş yaldızlı
parçalardan oluşuyordu. Köşkün muhafızı, dolabın vaktiyle bir
İran şahı tarafından bir padişaha gönderilmiş bir hediye
olduğunu, padişahın bu hediyeyi beğenmeyerek onu buradaki
helâların kapısına koydurduğunu söyledi.”
Yalı Köşkü İstanbul-Edirne demiryolu yapılacağı sırada
çevresindeki yapılarla birlikte 1869 yılında yıkılmıştır.
Köşkten günümüze hiçbir iz gelememiştir.
Darphane Köşkü (Eminönü)
İstanbul ili Eminönü ilçesinde Topkapı Sarayı’nın birinci
avlusunda, Darphane-i Âmire’nin Babüs-Selam tarafına bakan
kuzeydoğu köşesinde bulunuyordu. Bu köşk Sultan II. Mahmut
(1808–1839) tarafından 1832 yılında yaptırılmıştır. Bu köşkün
bulunduğu yerde daha önce Sultan III. Ahmet’in (1703–1730)
1726’da yaptırdığı aynı isimli iki katlı bir köşk bulunuyordu.
Sultan II. Mahmut’un yaptırmış olduğu köşk XX. yüzyılın
başlarında yıktırılmış günümüze yalnızca zemin katının duvarları
gelebilmiştir.
Sultan III. Ahmet döneminde yaptırılan köşkün doğu cephesi
Melling’in gravüründe görülmektedir. Bu gravüre göre Osmanlı
sivil mimarisi özelliklerini yansıtan bu yapının kâgir zeminli,
ahşap olduğu anlaşılmaktadır. Köşkün Darphane’nin iç avlusuna
bakan iki çıkması bulunuyordu. Bu çıkmalar eli böğründelerle
desteklenmişti. Üst kat duvarlarında çift sıra halinde
pencerelere yer verilmişti. Bu pencerelerden alttakiler kepekli,
üstekiler de tepe pencerelidir.
Sultan II. Mahmut döneminde yapılmış olan köşkün XIX. yüzyıla
ait fotoğraflarında güneydoğu ve kuzey cepheleri görülmektedir.
Sedat Hakkı Eldem bu fotoğraflara dayanarak köşkün restitüsyon
projesini hazırlamıştır. Buna göre Osmanlı sivil mimarisinde
sıkça uygulanan orta sofalı ve yan sofalı bir plan şemasının
burada uygulandığı görülmektedir. Cephe tararsımı dönemin ampir
mimari üslubundadır. Köşkün zemin katı kesme, köfeki taşlı ve
tuğla dizilidir. Birinci ve ikinci kat duvarları içeriden ve
dışarıdan bağdadi sıvalıdır. Katlar boyunca dikdörtgen söveli
pencereler sıralanmıştır. Bunlardan üst kattaki pencereler ahşap
pervazlarla çerçevelenmiştir.
Köşkün ana yapısı doğu ve kuzey cephelerinin eksenlerinde, güney
cephesinin iki yanında ve zemin kattan başlayan çıkmalarla
hareketli bir görünüm elde edilmiştir. Köşkün iki girişi olup,
bunlardan asıl giriş Darphane’nin iç avlusuna bakan güney
cephesinin eksenindedir. Diğer kapı ise kuzey cephesinde
Kozbekçileri Kapısı’na inen yola açılmaktadır. Günümüzde
görülebilen bu kapı iki yandan mermer plasterle çevrelenmiştir.
Bu köşkte de zemin kat ile birinci katta orta sofalı plan tipi
uygulanmıştır. Dikdörtgen planlı büyük sofanın çevresinde ikişer
oda ile birer helâya yer verilmiştir. Katlar arasındaki
bağlantıyı üç kollu merdivenler sağlamaktadır. İkinci kat
diğerlerine göre daha küçük olup, burada yalnızca sofanın Alay
Meydanı’na bakan eyvanı ile yanındaki daireler bulunmaktadır.
Kaptan Paşa Konağı (Eminönü)
İstanbul Eminönü ilçesi, Beyazıt Süleymaniye Mahallesi’nde Besim
Ömer Paşa Caddesi üzerinde bulunan bu konak, Kaptan-ı Derya Hacı
İbrahim Paşa tarafından yaptırılmıştır. Konağın yapım tarihi
kesinlik kazanamamakla beraber XVIII. yüzyılın başlarına ait
olduğu sanılmaktadır. Bugün bu konağın yerinde İstanbul
Üniversitesi Merkez Binalarının bulunmaktadır.
Günümüze gelemeyen bu konağın cephe restitüsyon planlarını J.Robertson’un
1853–1855 yıllarında çekmiş olduğu fotoğraflara dayanılarak
Y.Mimar Sedat Hakkı Eldem çizmiştir. Buna dayanılarak konağın
iki katlı ahşap ve iki orta sofalı olduğu sanılmaktadır. Bu
sofalardan biri hareme, diğeri de selamlığa aittir. Dikdörtgen
planlı sofaların üç yönüne eyvanlar yerleştirilmiş, bunların
aralarına da odalar yapılmıştır. Sofalar birbirlerine iki
geçitle bağlanmış, bu geçidin aralarına da helâlar ve kahve
ocağı yerleştirilmiştir. Odalar eli böğründelerle dışarı
taşırılmış ve çift sıra pencere ile aydınlatılmıştır.
Çinili Köşk (Eminönü)
İstanbul
Arkeoloji Müzeleri’nin avlusunda bulunan Çinili Köşk, Topkapı
Sarayı yapı topluluğunun bir bölümü olarak Fatih Sultan Mehmet
tarafından 1472’de sur içerisinde, Sarayburnu’ndaki koruluk
içerisinde yaptırılmıştır.
Çinili Köşk Osmanlı sivil mimarisinin Selçuklu etkisinde
yapılmış İstanbul’daki tek örneğidir. Kaynaklarda yeterince
isminden söz edilmeyen bu köşkün mimarı bilinmemektedir. Fatih
Sultan Mehmet (1451–1481) dönemi tarihçilerinden Tursun Bey,
Çinili Köşk’ü sırçadan yapılmış bir yer olarak nitelendirmiştir.
Sultan IV. Murad (1623–1640) zamanında köşk içerisinde yeni
düzenlemeler yapılmış ve bu arada ayna taşından bir tavus kuşu
kabartmasının bulunduğu bir çeşme de buraya eklenmiştir.
Çeşmenin iki tarafındaki kitabelerde de buradan Sırça Saray
olarak söz edilmiştir.
Köşk 1737 yılında kısmen yanmış ve bu nedenle de onarım
sonrasında, özellikle cephe mimarisi değişmiştir. XIX. yüzyılda
Aya İrini’deki müzenin yetersiz kalmasından ötürü eserler buraya
taşınmıştır. 1910 yılında restore edilmiş, II. Dünya Savaşı
sırasında kapatılmış, 1942’de de yeniden onarılırken 1880
yılında ön kısmına eklenen merdivenler kaldırılmıştır. Daha
sonra bu onarımlar 1948–1953 yıllarında da devam etmiştir.
Çinili Köşk iki katlı taş bir yapıdır. Yapımında beyaz köfeki
taşlar kullanılmış, yan ve arka cephelerinde de kırmızı tuğladan
dolgulara yer verilmiştir. Köşkün Haliç’e bakan çıkmalı arka
cephesinde tuğla dolguların alt katında kilim deseni biçiminde
bezemeler olduğu biliniyorsa da bu kısım özelliğini yitirmiştir.
Köşkün ön cephesinin ortasında bulunan çinilerle kaplı büyük bir
eyvandan içeriye girilmektedir. Bu girişin yanlarında derinliği
fazla olmayan kemerli nişler bulunmaktadır. Köşkün asıl katında
orta mekâna açılan dört eyvanlı bir şema görülmektedir. Üzerleri
kubbe ve tonozlarla örtülmüştür.
Çinili Köşk’ün en başta gelen özelliği dış cephesi ile büyük
eyvanının iç yüzeyini ve içerdeki odaların bir bölümünü kaplayan
çinilerdir. Mozaik tekniğinde yapılmış olan bu çiniler firuze
renkli zemin üzerine kufi yazılar ve geometrik desenlerden
meydana gelmiştir.
Çinili Köşk 1737 yangınından sonra bir süre saray ağalarına
tahsis edilmiş, 1953 yılında İstanbul’un 500. Fetih yılı
dolayısı ile Fatih Sultan Mehmet’e ait giysiler, silahlar ve
fermanlar burada sergilenmiştir. Günümüzde İstanbul Arkeoloji
Müzeleri Müdürlüğü’nün yönetiminde müze olarak ziyarete
açıktır.
Şevkiye Köşkü (Eminönü)
İstanbul Eminönü ilçesi, Sarayburnu’nda Topkapı Sahil Sarayı’nın
yanında bulunan bu köşk, Sultan III. Selim’in annesi Valide
Sultan tarafından 1789–1791 yıllarında yaptırılmıştır. Daha önce
burada bulunan Şevkiye Ocağı’ndan ötürü de bu köşke Şevkiye
Köşkü adı verilmiştir. Bunun yanı sıra Serdab Köşkü ve Yeni Köşk
olarak da tanınmıştır. Bu köşk Sarayburnu’ndaki 1862 yangınında
yanmış, 1871 yılında arsası üzerinden Sirkeci Demiryolu
geçirilmiştir.
Clarke Pouqueville, Hammer, De Beau Mont’un notlarından ve
Melling’in gravürlerine dayanılarak bu köşkün Marmara surlarına
oturtulmuş, ahşap duvarlı bir kat ile kâgir duvarlı bir
bodrumdan meydana geldiği anlaşılmaktadır. Köşkün Osmanlı sivil
mimarisinde yaygın olan sofalı eyvanlı divanhane biçiminde
yapıldığı sanılmaktadır. Doğu-batı ekseninde uzanan divanhane
beyzi planlı olup, üzeri kubbe ile örtülmüştür. Bunun yanında
dikdörtgen planlı bir de eyvanı vardı. Köşkün kurşun kırma
çatısı altında bu kubbenin gizlendiği görülmektedir. Sofanın
güney yönünde, küçük bir aralığın arkasında padişaha ait bir
oda, kuzeyinde de buna simetrik valide sultan odası bulunuyordu.
Bu iki oda cepheden ileriye taşarak ana sofadan ayrılmıştır. Üç
eyvanlı plan tipindeki köşkün bu bölümleri arasına da küçük
odalar yerleştirilmiştir.
Bodrum katı mermer zeminli olup, ortasına fıskiyeli bir havuz ve
ona bağlantılı selsebiller olduğu gezginlerin notlarından
öğrenilmektedir. Sıcak yaz aylarında harem halkının serinlemek
için buraya gelmesinden ötürü de köşke Sertab ismi verilmiştir.
Zeynep Hanım Konağı (Eminönü)
İstanbul ili Eminönü ilçesinde bugünkü İstanbul Üniversitesi Fen
ve Edebiyat Fakültelerinin bulunduğu binanın yerindeki bu konak,
Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın kızı ve Sadrazam Yusuf Kamil
Paşa’nın eşi Zeynep Kamil Hanım tarafından XIX. yüzyılın
sonlarına doğru yaptırılmıştır. Bu konağın bulunduğu yerde XVII.
yüzyılda yapılmış ve Mihrişah Valide Sultan’ın kethüdası Yusuf
Ağa’ya ait bir konak olduğu kaynaklardan öğrenilmektedir.
Zeynep Hanım Konağı zenginliği ile özellikle Abdülaziz
(1861–1876) döneminde ün yapmış, 1903–1909 yıllarında yetimhane
ve Darü’l-Hayr-ı Âli (Sanat Okulu) olarak kullanılmıştır. Konak
1909’da Darü’l Fünun’a tahsis edilmiş, burada tıbbiye ve hukuk
dışında kalan Ulum-ı Edebiye, Ulum-ı Şer’iye ve Fen bölümlerinde
eğitim yapılmıştır. Y.Mimar Ekrem Hakkı Ayverdi 1922 yılında
konağı onarmış, 28 Şubat 1942’de yanmıştır. Günümüze bu konaktan
yalnızca Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’nde bulunan kitabesi
gelebilmiştir. Bu kitabeyi Hattat Vahdeti Efendi 1864 yılında
yazmıştır.
Zeynep Hanım Konağı kuzey-güney doğrultusunda dikdörtgen planlı,
üç katlı bir yapı idi. Yapımında ampir ve neo-rönesans üslupları
egemen olmuştur. Simetrik düzendeki konağın cephesi kademeli
biçimde ileriye ve geriye çekilerek hareketli bir görünüm elde
edilmiştir. Kat aralarına, saçak hizasında silmeler, plasterler
yerleştirilmiştir. Bu plasterlerden zemin kattakiler toskana
başlıklı, ikinci kattakiler korint başlıklı olarak
düzenlenmiştir. Pencereler birbirlerinden farklı biçimlerde
olup, değişik ayrıntılıdırlar. Zemin kat madeni şebekeli ve
yuvarlak kemerlidir. Birinci ve ikinci katlardaki pencereler
dikdörtgen söveli olup, bazılarının çevresinde ion başlıklı
gömme sütunların taşıdığı yuvarlak kemerler bulunmaktadır.
Konağın girişi doğu cephesinde olup, girişin ortasında dışarıya
doğru çıkıntı yapan basık kemerli bir alınlık bulunmaktadır.
Buradaki alınlık ve pencerelerin üzerleri kıvrımlı dal
kabartmaları ile doldurulmuş, bunların ortasına da yapım
kitabesi yerleştirilmiştir. Harem ve selamlık bu cephenin
eksenine göre iki yana kaydırılmıştır.
Konak orta ve iç sofalı plan tipinin enine gelişmesi ile değişik
bir plan düzeni ortaya çıkmıştır. Ancak bu düzen kullanım
yönünden yeterli değildir. İç plan düzeni cephelere yansımamış,
harem ve selamlık sofaları ile onların çevresinde farklı
ölçülerde odalar sıralanmıştır. Katlar arasında üç kollu
merdivenler bulunmaktadır. Konağın hamam ve servis birimleri
batı cephesine yerleştirilmiştir.
Şale Köşkü (Beşiktaş)
İstanbul
ili Beşiktaş ilçesinde, Yıldız Sarayı’nın bir bölümünü oluşturan
Şale Köşkü’nün ilk yapım tarihi ve mimarı kesin olarak
bilinmemektedir. Yalnızca Milli Saraylar arşivi içerisinde
bulunan 1879–1880 tarihli bir belgede köşkün döşenmesi ile
ilgili bazı bilgiler bulunmuştur. Buna dayanılarak da köşkün bu
tarihlerde bitirilmiş olduğu anlaşılmaktadır.
Bugünkü yapı Balyan ailesinden Sarkis Balyan tarafından 1889
yılında yapılmıştır. Bu yapılışın nedeni de Alman İmparatoru II.
Wilhelm’in İstanbul’a gelişi ile ilgilidir. Yıldız Sarayı’nın
Merasim Dairesi olarak yapılan köşk, 107.000 kuruşa mal
olmuştur. Bu bölümün yapımından kısa bir süre sonra ilk köşkün
hamamı üzerine Nikolaki Kalfa tarafından yeni bir salon
eklenmiştir. Köşkün Merasim Dairesi olarak tanınan üçüncü bölümü
ise İtalyan Mimar Raimondo d’Aronco tarafından yapılmıştır.
Almanya İmparatoru II. Wilhelm’in ve İmparatoriçenin İstanbul’a
ikinci gelişi onuruna bu bölüm yapılmıştır.
Şale Köşkü yüksek ve kâgir bir bodrum üzerine iki katlı olarak
yapılmıştır. Ayrıca çatı örtüsü içerisine de çatı katları
yerleştirilmiştir. Köşkün bodrumunda mutfak, depolar, çamaşırlık
ve diğer servis odaları bulunmaktadır. Giriş katındaki
mekânlarda sefir odası, piyanolu salon, misafir odası, teşrifat
odası isimlerini taşıyan mekânlar bulunduğu bilinmektedir.
Girişin karşısına gelen alandaki arka kapı Yıldız Sarayı’nın
harem bahçesine açılmaktadır. Aynı zamanda bu kapı saray ile
köşk arasındaki bağlantıyı sağlamaktadır.
Köşkün ikinci katı törenlere özgü yapılmış ve birbirlerinden
üslup farkları olan zengin bezeli mekânlardan oluşmuştur. Köşke
dört basamakla ulaşılan bir sahanlıktan girilmektedir. Giriş
holünde küçük, ahşap, barok üslupta bir merdiven bulunmaktadır.
Rokoko üslubunda bezmelerle süslenen bu merdivenden sonra
salonlara ayrı koridorlarla ulaşılmaktadır. Zemin katta
dikdörtgen planlı bir banyo dairesine yer verilmiştir. Bunun
üzerinde Nikolaki Kalfa’nın yaptığı ve günümüzde Sarı Salon
olarak isimlendirilen özel bir bölüm bulunmaktadır.
Şale Köşkü kendine özgü mekânları ile tanınmıştır. Bunların
başında 15x30 m. ölçüsündeki büyük Merasim Salonu gelmektedir.
Yüksek pencerelerin aydınlattığı ve çok renkli bir bezemesi olan
bu mekânın köşeleri sekizgen çıkmalarla derinleştirilmiş ve
duvarlara yüksek ve geniş aynalar yerleştirilmiştir. Ayrıca
duvarlarda çeşitli resimler, ahşap işçiliği örnekleri dikkati
çekmektedir. Şale Köşkü’nün bir diğer mekânı da Sedefli Salon
olarak isimlendirilen yemek salonudur. Sarkis Balyan tarafından
yapılan bu salonda Raimondo d’Aronco’nun da bazı çalışmalar
yapmış olduğu Milli Saraylar arşivindeki belgelerden
öğrenilmektedir. Bu salonda kırmızı, yeşil ve altın varaklar ile
büyük ölçüde mavi renkli bezemeler kullanılmıştır. Salonun sedef
kakmalı kapı ve dolap kapakları ise Çırağan Sarayı’ndan
getirilmiştir.
Köşkün
Sırmalı Salonu klasik ve geometrik üslupta bezenmiş olup, rokoko
bezemeler yer yer görülmektedir. Nikolaki Kalfa tarafından
yapılmış olan Sarı Salon ise içerisindeki eşya ve bezemesi ile
tamamen barok üsluptadır. Salonun tavanına elips biçiminde bir
göbek yapılmış ve bunun üzerine de altın yaldızın egemen olduğu
renkli bir bezeme uygulanmıştır.
Şale Köşkü salonlarındaki bezemeler, tavan resimleri ile
tanınmıştır. Büyük çoğunluğunun peyzajların oluşturduğu bu
resimler natüralist bir üslup taşımaktadır. R.d’Aronco
tarafından tasarlanan köşkün kuzey ekindeki İtalyan mermerinden
yapılmış anıtsal merdiven holü yapıya değişik bir görünüm
kazandırmıştır. Bu bölümün tavanına Osmanlı İmparatorluğu’nu
simgeleyen altın yaldızlı güneş ışınları yapılmıştır.
Duvarlarında ise Neo-Rönesans etkisinde geometrik çerçeveler
vardır.
Şale Köşkü’nün aydınlatılmasını Siemens Halske firması
yapmıştır. Bu firma tarafından yapılmış olan tesisata Beykoz
Fabrikay-ı Hümayun’dan özel olarak yapılmış avizeler
yerleştirilmiştir. Ayrıca köşkün ısıtma donanımı ile sobaları
İsveç firması tarafından yapılmıştır. Kuk Tel Detachement
tarafından da telefon tesisatı kurulmuştur.
Cumhuriyetin ilk yıllarında İstanbul Belediyesi tarafından Mario
Serra isimli bir İtalyan işletmeciye kiralanan köşk, 1930
yılında Milli Saraylar Dairesi Başkanlığı’na verilmiştir. Şale
Köşkü müze-saray olarak 7 Temmuz 1985’te ziyarete açılmıştır.
Malta Köşkü (Beşiktaş)
İstanbul
Beşiktaş ilçesinde, Yıldız Sarayı’nın bir bölümünü oluşturan
Yıldız Parkı içerisindeki Malta Köşkü Sultan Abdülaziz
(1861–1876) tarafından kâgir olarak yeniden yaptırılmıştır. Daha
önce köşkün bulunduğu yerde Yıldız Sarayı’na ait bir yapı
bulunuyordu.
Malta Köşkü geniş bir teras üzerinde iki katlı bir yapıdır.
Malta Köşkü isminin buraya veriliş nedeni bilinmemektedir.
Osmanlı tarihinde fethedilen veya fethedilmeye çalışılan
yerlerin isimleri Topkapı Sarayı’nda Bağdat ve Revan köşkleri
gibi isimlerin verildiği düşünülecek olunursa Malta Köşkü’ne de
bu ismin böyle bir nedenle verildiği sanılmaktadır.
Malta Köşkü içerisinde banyo ve üst katta tuvalet bulunmayışı
göz önüne alınacak olunursa bu köşkün günlük gezintiler için
yapıldığı sanılmaktadır. Ayşe Sultan anılarında Sultan II.
Abdülhamit’in Cuma selamlığından sonra buraya piknik yapmak için
geldiğini belirtmiştir. Malta Köşkü’nün tarihte kendisinden söz
ettirmesi Mithat Paşa’nın tutuklanması ve yargılanması nedeni
iledir. Mithat Paşa’nın hazırlık soruşturması parkın batısındaki
Çadır Köşkü’nde yapılmış, Malta Köşkü’nün arkasındaki düzlüğe
kurulan büyük bir çadırda da Mithat Paşa’nın yargılanması için
özel bir mahkeme kurulmuştur. Bu olaylardan sonra Malta Köşkü
harem gezileri için birkaç saatliğine kullanılmıştır. Sultan II.
Abdülhamit’in tahttan indirilmesinden sonra 40 yıldan fazla bir
süre boş kalmıştır.
Cumhuriyetin ilanından sonra Maliye Bakanlığı tarafından
İstanbul Belediyesi’ne devredilmiştir. Köşk 1979 yılında Türkiye
Turing ve Otomobil Kurumu ile İstanbul Belediyesi arasında
yapılan bir protokol ile Kuruma kiralanmış ve Kurum tarafından
restore edilerek restoran ve kafe olarak ziyarete açılmıştır.
Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu dönemine ait mobilyaları,
avizeleri, aynaları ve yağlı boya tabloları piyasadan satın
alarak köşkü dekore etmiştir.
Malta
Köşkü’nün mimarının ismine kaynaklarda rastlanmamıştır. Yapının
mimari üslubu, bezemesi dikkate alındığında Sultan Abdülaziz’in
Beylerbeyi Sarayı için getirdiği İtalyan Mimar G. Stampa’nın
Fosatti’nin etkisinde kalan bir projeyi burada uyguladığı
sanılmaktadır.
Mimari yönden sade bir dış görünümü vardır. Yarım daire kemerli,
oldukça yüksek pencereleri bunların arasında İon üslubunda
kolonlara yer verilmiş ve yapıyı da boydan boya bir korniş
çepeçevre kuşatmıştır. Yapının içerisinde, alt katta havuzlu bir
orta sofa bulunmaktadır. Bu sofa ve iki tarafındaki odaları üst
kat merdivenlerin girişinde sağ ve sol yöndeki sel sebiller ile
zengin bir görünümdedir. Yapının plan şeması simetrik olup, üst
katta orta sofa ve bunun iki tarafında da odalar sıralanmıştır.
Köşk günümüzde İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından
işletilmektedir.
Çadır Köşkü (Beşiktaş)
İstanbul
Beşiktaş ilçesinde, Yıldız Sarayı’nın bir bölümünü oluşturan
Yıldız Parkı içerisindeki Çadır Köşkü Sultan Abdülaziz
(1861–1876) zamanında Çırağan Sarayı bahçesinin bir parçası
olarak yapılmıştır. Saray hekiminin kızı Şaire Leyla Hanım
anılarında belli günlerde Haremağalarının gözetiminde personelin
buradaki bahçelere çıkarıldığını anlatmaktadır. Sultan
Abdülaziz’in son dönemlerinde yapılan bu köşkün padişahla ilgili
bir anısı bulunmamaktadır.
Sultan II. Abdülhamit’in (1876–1909) tahta çıkışından sonra
Yıldız Sarayı’na yerleşmiş, Çırağan Sarayı’na ait bazı bölümleri
de bu saraya eklemiştir. Çadır Köşkü’nde Mithat Paşa ve
arkadaşlarının sorguları yapılmıştır. Bu olaylardan sonra Çadır
Köşkü kapatılmış, yalnızca harem gezilerinde birkaç saatliğine
kullanılmıştır.
Cumhuriyetin ilanından sonra uzun süre boş kalan bu köşk 1940
yılında İstanbul Vali ve Belediye Başkanı Dr. Lütfi Kırdar’ın
Çırağan Sarayı’nın arka bahçesini Yıldız Sarayı’nın ara duvarına
kadar olan bölümünü Maliye Bakanlığı’ndan İstanbul Belediyesi’ne
devrettirmiştir. Çadır Köşkü 1949’da İstanbul Belediyesi
tarafından Markiz Pastanesi’ne kiralanmıştır. 1960 yılından
sonra köşk boşaltılmış, burada Tanzimat Müzesi kurulmuştur.
İstanbul Belediyesi ile Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu’nun
1979 yılında yaptığı protokol üzerine Türkiye Turing ve Otomobil
Kurumu’na devredilmiş, Kurum tarafından restore edilerek yeniden
düzenlenmiş ve halka açık çay salonu haline getirilmiştir. Bu
arada kapalı mekân içerisindeki Tanzimat Müzesi Gülhane
Parkı’nda yapılan yeni binaya nakledilmiştir. Malta Köşkü
günümüzde BENKA Turizm Yat. Ltd. Şirketi tarafından
işletilmektedir.
Çadır Köşkü kesme taştan beyaz ve kırmızı rengin hâkim olduğu
bir cephe görünümüne sahiptir. Dikdörtgen planlı, üzeri çatı ile
örtülü köşkün önünde büyük bir havuz bulunmaktadır. Bu havuzun
ortasında küçük bir ada ve ona uzanan bir köprü Türkiye Turing
ve Otomobil Kurumu tarafından orijinaline uygun olarak
yaptırılmıştır. Bu köprüde orijinal döküm parmaklıklar aynen
kullanılmıştır. Bu havuzun önündeki köşke iki yönlü mermer
merdivenlerle anıtsal görünümlü bir girişten sonra köşkün ana
mekânına girilmektedir. Ana mekânın çevresinde küçük odalara yer
verilmiştir.
Sarı Köşk (Sarıyer)
İstanbul
Sarıyer ilçesi Emirgân Korusu içerisinde bulunan Sarı Köşk XIX.
yüzyılın sonlarında, Hıdiv İsmail Paşa tarafından
yaptırılmıştır. Mimarının Balyan ailesinden Sarkis Balyan olduğu
sanılmaktadır. Köşk, Şale Köşkü’nde olduğu gibi adeta bir kuş
evi görünümündedir. Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu tarafından
1979 yılında restore edilerek halka açılmıştır. Köşke renginden
ötürü Sarı Köşk ismi verilmiştir. Cephe görünümünde sarı renk
ile birlikte beyaz renk büyük bir uyum içerisinde uygulanmıştır.
Sarı Köşk iki katlı ahşap dikdörtgen planlı bir yapıdır. Osmanlı
konak mimarisi plan düzeninde olup, bir sofa etrafında salonlar
ve odalar çevrelenmiştir. Denize bakan cephesinin ön kısmı altlı
üstlü dörder sütunun taşıdığı balkonlarla dışarı taşırılmış,
üzeri ana çatıdan ayrı olarak kırma bir çatı ile örtülmüştür.
Cephe görünümünde iki sıra halinde altlı üstlü altışar
dikdörtgen penceresi bulunmaktadır. Bunların arasında kalan
bölümler kalem işleri ile boş yer bırakılmamacasına bezenmiştir.
Köşkün içerisinde iç içe üç ayrı salon bulunmaktadır. Köşkün üst
katında üç oda bir salon, alt katında giriş holü, salon
niteliğinde dört oda ve mutfak bulunmaktadır. Köşkte süsleme
sanatının en güzel örnekleri sergilenmiş olup, tavanında çiçek
motifleri, yağlıboya resimler bulunmaktadır.
Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu’nun yaptığı çalışmalarla
salonlar yeni baştan düzenlenmiş, köşelere sütunlar ve
lambalarla köşe ışıkları serpiştirilmiş ve duvarlar tablolarla,
kitaplıklarla hareketlendirilmiştir. Salonun ortasına
yerleştirilen XIX. yüzyıl İngiliz üslubundaki kanepe ile de
Boğaziçi’nde benzeri yapıların bir örneği burada sergilenmiştir.
Pembe Köşk (Sarıyer)
İstanbul
Sarıyer ilçesi Emirgân Korusu içerisinde bulunan Pembe Köşk’ün
bulunduğu alan 1930’lu yıllarda S.Lütfi Tozan tarafından satın
alınmıştır. Daha sonra bu alan 1940 yıllarının başlarında
İstanbul Belediyesi tarafından kamulaştırılmıştır.
Emirgân Korusu içerisinde bulunan Hıdiv İsmail Paşa tarafından
diğer iki köşkle birlikte yaptırılmış olan pembe köşk Osmanlı
sivil mimarisi köşk plan düzeninde iki katlı bir yapıdır. Pembe
renge boyandığından ötürü de Pembe Köşk ismi ile tanınmıştır.
Mısır Hıdivi Abbas Hilmi döneminde burası dönemin paşalarının
seyir mekânı olarak kullanılmıştır.
Köşk kareye yakın dikdörtgen planlı ve iki katlı, ahşap bağdadi
sıvalıdır. Giyotin pencerelidir. Köşkün girişinde geniş bir
salon ve bu salona açılan iki oda bulunmaktadır. Bunun yanı sıra
küçük bir oda da bu plan düzeni içerisinde diğerlerinden farklı
ve gizli olarak yerleştirilmiştir. Ayrıca bu katta banyo, mutfak
ve tuvalet bulunmaktadır. Giriş holünden geniş bir merdivenle
çıkılan, eli böğründelerle dışarıya taşırılan ikinci katta büyük
bir salon ve bu salona açılan iki büyük oda ile ara koridora
açılan beş oda ile iki küçük sandık odası bulunmaktadır.
İstanbul Belediyesi ile Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu
arasında yapılan protokol uyarınca Kurum’a devredilmiştir. Kurum
tarafından restorasyonu yapılmış, içerisi sedirler ile onları
tamamlayan madeni kap kacak ile düzenlenerek Türk evi üslubunda
halkın hizmetine açılmıştır. Günümüzde protokol süresi sona
ermiş ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından Kurum’dan
geri alınmış olup bugün restoran ve kafeterya olarak hizmet
vermektedir.
Beyaz Köşk (Sarıyer)
İstanbul
Sarıyer ilçesi Emirgân Korusu içerisinde bulunan Beyaz Köşk, XIX.
yüzyılın ikinci yarısında Mısır Hıdivi İsmail Paşa tarafından
yaptırılmıştır. Mimarının Balyan ailesinden Sarkis Balyan olduğu
sanılmaktadır.
Köşk Neo-Klasik üslupta, kareye yakın dikdörtgen planlı, iki
katlı, ahşap bağdadi sıvalıdır. Köşkün görkemli giriş kapısından
sonra geniş bir salona girilmektedir. Bunun iki tarafına odalar
sıralanmıştır.
Salondan iki yönlü bir merdivenle çıkılan ikinci katta alt kat
planı aynen uygulanmıştır. Burada da geniş bir salon etrafına
odalar sıralanmıştır. Köşkün üzeri ahşap bir çatı ile
örtülmüştür.
Huber Köşkü (Sarıyer)
İstanbul
Sarıyer ilçesinde, Tarabya Koyu’nun güneyinde, Yeniköy-Tarabya
yolu üzerinde bulunan bu köşk 64.000 m2’lik bir koruluğun önünde
yer almaktadır. Köşk XIX. yüzyılın sonlarında silah ticareti ve
komisyonculuk yapan Mauser Fişenk ve Kolonya Müşterek Barut
Fabrikası’nın ve Alman Krupp firmasının İstanbul’daki
temsilciliğini yapan Huber kardeşlerden Auguste Huber’e aittir.
Bu nedenle de Huber Köşkü ismi ile tanınmıştır.
Köşkün bulunduğu arazi Ermeni kökenli Tıngıroğlu ve Düzoğlu
ailelerinden satın alınmıştır. Huber ailesi I.Dünya Savaşı
sonrasında Almanların yenilmesi üzerine İstanbul’un işgalinden
önce şehri terk etmişlerdir. M. Huber’in ölümünden sonra eski
Maliye Nazırı Necmeddin Molla Almanya’ya Ausburg’a giderek bu
köşkü satın almıştır. Mısır Prensesi Kadriye Hanım daha sonra bu
köşkü satın almış, Mısır’a dönerken de Notre Dame Sion’a
sembolik bir ücretle bağışlamıştır.
Köşk Boğaziçi İnşaat A.Ş.nin eline 1973’te geçmiş, 1985’te
kamulaştırılmış, onarılıp döşenerek Cumhurbaşkanlığı Rezidansı
olarak kullanılmıştır.
Köşkün mimarı kesinlik kazanamamakla beraber, İtalyan Mimar
D’Aranko tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır. Değişik
zamanlarda yapılan onarımlarla köşk genişletilmiştir. Köşkün ana
binası dışında hizmetliler konutu, arabalık, ahır, iki küçük
şale köşkü ve bir de serası bulunmaktadır.
Köşk
kıyıya paralel güney-kuzey doğrultusunda, kâgir bir bodrum
üzerine ahşap strüktürlü büyük bir konak düzeninde yapılmıştır.
Yaklaşık 22.00x16.00 m. ölçüsünde köşeleri pahlı, dikdörtgen
kütlevi bir görünümdedir. İki katlı yapının pahlanmış
köşelerinden güneyinde zeminde oval, üst katta kareye dönüşen
bir köşe elemanı bulunmaktadır. Bu köşe elemanı saçak kotundan
sonra yükselerek eli böğründelerle desteklenmiş geniş bir saçak
ve soğan biçimli bir kubbe ile sonuçlanmıştır. Kuzeydeki bölüm
diğerinden farklı olarak ikinci katta yuvarlak planlı bir köşe
çıkması bulunmaktadır. Köşeleri farklı vurgularla değişen bu
elemanların dışında yapı simetrik bir plan düzenine sahiptir.
Köşkün ortasında büyük bir hol, iki yanında salonlara yer
verilmiştir. İkinci kat kenarlarını çevreleyen galerilerle orta
hole açılmaktadır. Bu holün üzeri geometrik desenli bir vitray
ile örtülmüştür. Galerili bu salon XIX.-XX. yüzyılda birçok
konakta görülen mimari motiflerle süslenmiştir.
Köşkün bahçesi çeşitli ağaçlarla, çiçeklerle ve heykellerle
süslüdür. Ayrıca bahçede heykellerle bezeli bir de çeşme
bulunmaktadır.
Hünkâr İmamı Köşkü (Kadıköy)
İstanbul Kadıköy ilçesi, Acıbadem’de bulunan bu köşkün yapım
tarihi bilinmemektedir. Günümüze gelemeyen köşkün XVIII. sonları
ile XIX. yüzyılın ilk yarısında yapıldığı sanılmaktadır. Kimin
tarafından yaptırıldığı da bilinmeyen bu köşk, Prof. Dr. Baha
Tanman’a göre Osmanlı sarayında Hünkâr İmamı olarak görev yapmış
bir kişiye aittir.
Köşk Kayışdağı ve çevresine yönelik geniş bir bahçe içerisinde
ve iki katlı idi. Duvar kalıntıları ve kavisli çıkmalarla
genişletilmiş bir set üzerinde olduğu sanılmaktadır. Yapımında
Osmanlı sivil mimarisinin merkezi sofalı dört eyvanlı plan
tipinde olduğu anlaşılmaktadır. Barok üsluptaki yapının zemin ve
üst katında beyzi planlı sofalar ve üç eyvanlı divanhaneler
bulunuyordu. Zemin katta bulunan yan eyvanlar birer duvarla orta
sofadan ayrılarak odalara dönüştürülmüştür.
Köşkün zemin katı üst kata göre daha geniş tutulmuş, kuzey
kesimine de üç oda yerleştirilmiştir. Üst kattaki divanhanenin
sofası ise, çatı altında gizlenen bağdadi sıvalı basık bir kubbe
ile örtülmüştür. Boydan boya konsollu bir silmenin çevrelediği
kubbenin kalem işleri ile bezendiği anlaşılmaktadır. Sofanın
kuzey yönündeki duvara da bir çeşme yerleştirilmiştir. Köşkün
eyvalarındaki beşer pencere ile iç mekân aydınlatılmıştır.
Eyvanların tavanları da helezoni, S ve C kıvrımlı bezeme ile
kaplanmıştır. Köşkün tümü geniş bir saçakla örtülmüştür.
İmrahor Köşkü (Beyoğlu)
İstanbul Beyoğlu ilçesi Kâğıthane Sadabat Mesiresi’nde bulunan
bu köşkün ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Sultan Abdülaziz
(1861–18076) döneminde yeniden yapılmış, Cumhuriyetin ilanından
hemen sonra yıkılmıştır. Bu köşkle ilgili bilgiler XX. yüzyılın
başlarına ait bir kartpostaldan öğrenilmektedir. Buna
dayanılarak köşkün iki katlı ve ahşap olduğu, zemin kat ile üst
katta dört eyvanlı plan şemasının ve haç biçimli sofaların
uygulandığı anlaşılmaktadır.
Köşkün dört cephesinde de çift kollu mermer merdivenler ve
sahanlıklı girişlere yer verilmiştir. Buradan merkezi sofanın
kolları ile bağlantılı küçük sofalara ulaşılmaktadır. Yalnızca
bu girişlerden bir doğrudan doğruya üst kata çıkışı
sağlamaktadır. Ana girişin üzerine ahşap dikmelere oturtulmuş
bir balkon bulunuyordu. Yan cephelerde ise giriş sofaları
dışarıya doğru hafifçe çıkıntılıdır. Cephe görünümünde sıra
halinde dikdörtgen pencereler ve bunların üzerinde de ajurlu
alınlıklar bulunuyordu. Geniş bir saçakla örtülü olan köşkün
saçak altı ajurlu bir silme ile hareketlendirilmiştir.
Kurşunlu Mahzen Köşkü (Beyoğlu)
İstanbul ili Beyoğlu ilçesi, Karaköy Mustafa Paşa Mahallesi,
Kemankeş Caddesi üzerinde bulunan bu köşk günümüze
ulaşamamıştır. Köşkün yapım tarihi kesinlik kazanamamakla
beraber Hadikat-ül Cevami köşkün Sadrazam Şehit Ali Paşa
tarafından 1716’da yaptırıldığını, 1819’da yangın geçirdiğini,
Sadrazam Derviş Mehmet Paşa’nın da 1821–1822 yıllarında
onardığını yazmaktadır.
Bu köşkle ilgili bilgiler Baker ile Lewis’in 1813 ve 1824
tarihli desenleri ile Robertson’un 1854 tarihli bir
fotoğrafından edinilmektedir. İlk yapımında yalı konumunda olan
köşkün yüksek kâgir duvarlar üzerine oturduğu, rıhtıma basık
kemerli bir kapı ile açıldığı anlaşılmaktadır. Buradaki avludan
çift kollu merdivenler ve bir geçitle arkadan köşke çıkılmakta
idi. Köşkün merkezi sofalı, dört eyvanlı bir divanhanesi olduğu
yine bu belgelerden anlaşılmaktadır. Denize ve arka cepheye
yönelik eyvanlar eli böğründelerle dışarıya taşırılmıştır.
Köşkün pencereleri dikdörtgen şekilde olup, tüm cepheyi
kuşatmaktadır. Köşkün üzeri geniş saçaklı bir çatı ile
örtülmüştür.
Kahvecibaşı Köşkü (Konağı) (Beşiktaş)
İstanbul ili Beşiktaş ilçesi Serencebey’de bulunan bu köşk XIX.
yüzyılın başlarında yapılmış ancak, günümüze ulaşamamıştır.
Kahvecibaşı Köşkü üç katlı bir yapı olup, üç katlı harem bölümü
ile tek katlı bir selamlıktan meydana gelmiştir. Cephe görünümü
ile iç bezemelerinde ampir üslup egemen olmuştur. Haremin ilk
iki katı orta sofalı, karnıyarık plan düzenine göre yapılmıştır.
Yapımında kesme köfeki taşı, tuğla sıraları, üst katlarda ise
ahşap bir sistem uygulanmıştır. Üzeri kırma bir çatı ile
örtülüdür. Katların ekseninde sofalar, bunun çevresinde de
odalar yer almaktadır. Katlar arasına çift yönlü merdivenler
yerleştirilmiştir. Bahçe yönündeki sofalara yuvarlak kemerli
pencereler dizilmiş bunların üzerindeki ikinci kat pencereleri
silmelerle birbirine bağlanmıştır.
Selamlık bölümü ise haremden farklı olarak simetrik olmayan bir
düzende sofa çevresindeki odalardan meydana gelmiştir. Yapımında
kullanılan inşaat malzemeleri haremin benzeridir.
Muzurus Paşa Köşkü (Beşiktaş)
İstanbul Beşiktaş ilçesi, Amerikan Robert Lisesi arazisi
içerisinde bulunan bu köşk, XIX. yüzyılın ilk yarısında Muzurus
Paşa tarafından yaptırılmıştır. Bu yapı Muzurus Paşa Yalısının
dağ köşkü niteliğinde olup, Boğaz’a karşı bir tepede yer
almaktadır.
Köşk iki katlı ve ahşaptandır. Yapı planı zemin katta ve üst
katta farklı plan düzeni göstermektedir. Zemin katta dikdörtgen
planlı köşkün bir ucundan diğer ucuna kadar uzanan mermer bir
zemin bunun ucunda yer alan iki ayrı girişi vardır. Bu girişler
mermer sütunlara oturan çıkmaların altına alınmıştır. Bu uzun
koridorun iki yanına oturma mekânları yerleştirilmiş olup,
bunların daha geç devirde buraya eklendiği sanılmaktadır.
Taşlığın yanındaki hizmetkâr odaları ve helâdan sonra üç yönlü
bir merdivenle üst kata çıkılmaktadır. Buradaki merdiven
kollarının köşelerine birer sütun yerleştirilmiştir. Köşkün üst
katında birbirleri ile bağlantısı olan T şeklinde iki sofa
bulunmaktadır. Bu sofalardan birinin ön cephesi girişin üzerine
oturtulmuş olup, büyük ölçüdeki köşkün başodası buraya
yerleştirilmiştir. Arka cephede ise dört küçük oda iki helâ ve
bir de hizmet merdiveni bulunmaktadır. Arka cephedeki girişin
üzerine bu odalardan biri genişletilerek oturtulmuştur.
Köşkün cephelerinde ampir üslubunda bezenmiştir. Özellikle
cephelerdeki dikdörtgen pencerelerin ahşap pervazları ve
kapakları bezemelidir. Ampir üslubunun etkisi özellikle çıkmalar
üzerindeki üçgen alınlıklarda görülmektedir.
Subhi Paşa Konağı (Fatih)
İstanbul Fatih ilçesi, Saraçhanebaşı, Horhor Caddesi üzerinde
bulunan bu konak, Sami Paşazade ailesinden Abdüllatif Subhi Paşa
tarafından XIX. yüzyılın ortalarında yaptırılmıştır. Konak Subhi
Paşa’nın oğlu Hamdullah Suphi Tanrıöver tarafından Y.Mimar Ekrem
Hakkı Ayverdi’ye Cumhuriyet döneminde onartılmıştır. Hamdullah
Suphi Tanrıöver’in 1966 yılında ölümünden kısa bir süre sonra
İstanbul Üniversitesi’ne geçmiş, bir süre rektörlük, daha sonra
da İstanbul Üniversitesi Tıp Tarihi Enstitüsü olarak
kullanılmıştır. Günümüzde İstanbul Üniversitesi tarafından
kullanılmaktadır.
Konak üç katlı olup, geleneksel Türk mimarisinin orta sofalı,
eyvanlı plan tipindedir. Cephe görünümünde ve bezemelerinde
Avrupa üslubunun barok, ampir neo-rönesans elemanlarına burada
yer verilmiştir. Konağın her üç katında da bir uçtan diğer uca
kadar uzanan dikdörtgen planlı büyük sofalar, bunun uzun
kenarlarında karşılıklı birer eyvan yer almaktadır. Kuzey
yönündeki eyvanlar kavisli bir çıkma ile cephede kendini belli
etmiş, bunların içerisine üç yönlü merdivenler
yerleştirilmiştir. Eyvanlarla sofa girişinde korint başlıklı
ikişer sütun bulunmaktadır. İkinci katta sofanın doğu ve
batısına aynı üslupta sütun ve kemerler yerleştirilmiştir.
Köşkün zemin kat duvarları düzgün kesme taştan örülmüş, birinci
ve ikinci kat duvarları taş ve tuğladan olup, üzerleri
sıvalıdır. Bunların köşelerine toskana başlıklı plasterler
yerleştirilmiştir. Cepheler kesme taştan saçak silmesi ile son
bulur. Bunların dışında cephelerde başka bir bezeme
bulunmamaktadır.
Konağın Horhor Caddesi’ne açılan giriş kapısı mermerden
yontulmuş plasterler ve bir de lento ile çevrelenmiştir.
Şehremini Operatör Cemil Paşa (İparlar) Köşkü (Kadıköy)
İstanbul
ili Kadıköy ilçesi, Göztepe Mevkiinde, Çiftehavuzlar Cemil
Topuzlu Sokağı’nda bulunan bu köşk XIX. yüzyılın sonlarında
yapılmıştır.
Biblo kadar güzel ve son derece bakımlı bahçesi olan bu köşk
Cemil Paşa’nın Şehremini olmasına neden olmuştur. O dönemde
Feneryolu’nda oturan Sadrazam Ahmet Muhtar Paşa bu zarif köşkü
görmüş, yaptıranın zevk ve bilgisine dayanarak Cemil Paşa’yı
Şehremini (Belediye Başkanı) yapmıştır.
İparlar Köşkü olarak da tanınan üç katlı köşkün yapımında
mermer, köfeki taş, tuğla ve ahşap malzeme kullanılmıştır. Cephe
görünümü son derece hareketli olup, üçüncü katın caddeye bakan
cephesindeki dışa çıkıntı yapan bölümünün kenarları Neo-Klasik
üslupta motiflerle bezenmiştir. Ayrıca yan bölümün üzerinde de
oldukça iri meandr motifleri bulunmaktadır. Köşkün yan bölümleri
birbirine bitişik çift sütunların taşıdığı bir revak ile çevrili
olup, bunun üzeri bir balkon konumuna getirilmiştir. Bu
bölümlerdeki ikinci kat pencerelerinin üzerlerine dışa çıkmalı
güneşlikler yapılmıştır.
Tütüncü Mehmet Efendi (Müşir Gazi Osman Paşa) Köşkü
(Kadıköy)
İstanbul ili Kadıköy ilçesi Göztepe’de yapılan ilk köşklerden
birisidir. Tütüncü Mehmet Efendi ölümünden önce bu köşkü
bırakmış ve Büyükada’ya yerleşmiştir. O sırada Gazi Osman Paşa
ölmüş (1900) Beşiktaş Yıldız’daki konağı da yanmıştır. Bunun
üzerine kızı Zatıgül Hanım bu köşkü kiralamış, daha sonra da
satın almıştır.
Gazi Osman Paşa’nın büyük oğlu ve Sultan II. Abdülhamit’in
damadı Nurettin Paşa bu köşkü yıktırarak yerine harem ve
selamlıklı bir köşk yaptırmıştır. Bu köşk kesme taş, tuğla ve
yer yer de ahşaptan olup, cephe görünümü yaldızlı oymalıdır.
Ayrıca köşkün mahalle hamamı büyüklüğünde bir de hamamı vardı.
Bu köşkün harem kısmı yıkılmış yerine Ticaret Bankası İkramiye
Apartmanları yapılmıştır.
Köçeoğlu Köşkü (Üsküdar)
İstanbul Üsküdar ilçesi, Çengelköy’de bulunan bu köşk,
İstanbul’un Ermeni ailelerinden Köçeoğulları tarafından XIX.
yüzyılın başlarında yapılmıştır. Köşk II. Mahmut döneminde
(1808–1839) Miri Emlâk’e katılmış, XX. yüzyılın başlarında o
yıllarda Şehzade olan VI. Mehmet’in mülkiyetine geçmiştir.
Köşkün Çengelköy’deki Köçeoğlu Yalısı ile de bağlantısı
bulunmaktadır. VI. Mehmet tarafından bir takım değişiklikler
yapılmış, kuzey yönüne doğru genişletilmiş ve üzerinde yer
aldığı setin güneyine de yeni bir köşk daha yapılmıştır. VI.
Mehmet’in ölümünden sonra varislerine geçen köşk Cumhuriyet
döneminde yıktırılmıştır.
Köçeoğlu Köşkü iki katlı olup, zemin katı kâgir, üst katı
ahşaptır. Burada da Osmanlı mimarisinde geleneksel olan orta
sofalı, eyvanlı plan tipi uygulanmıştır. Zemin kat oldukça basık
tavanlı olup burada köşeleri pahlı dikdörtgen planlı bir taşlık
bulunuyordu. Girişin önündeki sahanlık üst katta da kâgir
sütunlar tarafından çevrelenmiştir. Bu sütunların toskana
üslubundaki başlıkları yapının dört cephesinde de kademeli
çıkmaların köşelerinde uygulanmıştır. Zemin kattaki taşlığın
kuzeyindeki eyvandan üç kollu bir merdivenle üst kata
çıkılmaktadır. Üst katın ortasında beyzi planlı bir sofa
bulunmakta olup, bunu odalar kuşatmıştır. Çatı altında gizlenen
oldukça basık bir kubbenin örttüğü sofanın güneyinde
merdivenlerin kuşattığı bir sahanlık bulunmaktadır. Sofanın doğu
ve batı yönlerine dışarıya taşan dikdörtgen planlı büyük bir oda
ile eyvanlar arasında kalan yerlere de dört ayrı oda
yerleştirilmiştir.
Köşkün cephesi zemin katta üst kattakilere göre daha küçük
boyutlu pencerelerle çepeçevre kuşatılmıştır. Üst kattaki
pencereler diğerlerinden daha büyüktür. İlk yapımında demir
parmaklıklı olan bu pencereler ahşap panjurlarla örtülmüştür.
Köşkün girişinin önüne dikdörtgen planlı bir havuz, arkaya da
suni kayalarla bezeli, üzeri köprülü küçük bir havuz
yapılmıştır. Köşkün kuzeydoğu yönünde bulunan Ağalar Dairesi ile
Köçeoğlu Yalısı ile birlikte yıkılmıştır.
Kavafyan Köşkü (Konağı) (Beşiktaş)
İstanbul Beşiktaş ilçesi Bebek, Yoğurtçu Zülfü Sokağı’nda
bulunan bu köşk 1751 yılında yapılmış olup, İstanbul’da ayakta
kalan en eski konaktır. Yapım tarihi konağın bahçesindeki kuyu
taşı üzerinde yazılıdır. Günümüze konağın yalnızca harem bölümü
gelebilmiştir. Konağın ilk sahibinin kim olduğu bilinmemektedir.
Günümüzde bu yapı ve bahçesi iki yandan yol ile çevrilmiştir.
Meyilli bir arazide bulunan yapının zemin katında taşlık ve
cümle kapısı ile bahçe aynı seviyededir. Son derece güzel ve
kaliteli bir yapı tekniği ile yapılmış olup üç katlıdır.
Temelleri muntazam taş duvarlar üzerine oturtulmuştur. Zemin
katında büyük bir taşlık ve iki oda bulunmaktadır. Bu taşlık
köşkün altını tamamen kaplamaktadır. Bu bölümde ilk yapılışında
ahır, arabalık, seyis ve arabacı odalarının bulunduğu
sanılmaktadır. Taşlıktaki ahşap kemerler ve sütunlar üst katı
taşımaktadır. Buradan iki kollu ahşap bir merdiven üst kata
çıkmaktadır. Bu merdiven çıkıştan sonra duvarların içerisinde
devam etmektedir. Ayrıca zemin katındaki avlu bahçeden üst kata
çıkan ikinci bir taş merdiven daha bulunmaktadır. Bu merdiven
sağdaki haremin önündeki sahanlığa ulaşmaktadır.
Köşkün asıl girişi cadde üzerindedir. Plan olarak sofa plan
düzenindedir. Sofalar köşeleri pahlı ve ikişer eyvanlıdır. Dört
köşeye köşe odaları yerleştirilmiştir. Üçüncü katta ise sofanın
iki ucundaki eyvanlar sokağa ve bahçeye çıkmalarla
genişletilmiştir. Bu katın güney tarafında Sultan II. Mahmut
(1808–1839) zamanında eklenmiş olduğu sanılan eli böğründelerle
dışarı taşan, Gelin Odası denen bir bölüm daha bulunmaktadır.
Köşkün Gelin Odası’nın üzerini örten bağdadi kubbe, duvar ve
yüklükler çeşitli resim ve bezemelerle süslenmiştir. Konağın tüm
tavanları özgün kalem işleri ile günümüze kadar gelebilmiştir.
Gelin Odası’nın tavanı ve buradaki bir niş içerisindeki resimler
XVIII. yüzyıl özelliklerini taşımaktadır.
Başhavuz Köşkü (Beyoğlu)
İstanbul Beyoğlu ilçesi Kâğıthane ve Kırkçeşme suyollarının
birleştiği Başhavuz yanında bulunan bu köşkün yapım tarihi
kesinlik kazanamamıştır. Günümüze gelemeyen bu köşk kaynaklardan
öğrenildiğine göre Sultan III. Ahmet döneminde yapılmıştır.
Baron Philip Franz Gudenus’un gravürlerinde köşkün küçük bir
krokisi ile dış görünümü bulunmaktadır. Buna dayanılarak köşkün
küçük ölçüde ve ahşaptan olduğu Başhavuz içerisindeki suları
seyretmek ve sesini dinlemek için yapıldığı sanılmaktadır.
Başhavuz’un yanındaki duvarlar üzerinde kâgir bir kaide üzerine
oturtulmuş ve havuz yönüne doğru teraslarla genişletilmiştir.
Böylece havuz ile bütünlük sağlanmıştır. Kasır kareye yakın
dikdörtgen planlı olup, çevresi ahşap dikmelerle çevrelenmiştir.
Bunların arasındaki açıklıklara da pencereler yerleştirilmiştir.
Üzeri geniş saçaklı basık bir çatı ile örtülmüştür.
Bayıldım (İftar) Köşkü (Beşiktaş)
İstanbul Beşiktaş ilçesinde, Dolmabahçe Sarayı’nın arkasında
bugünkü Swiss Oteli’nin yakınında bulunan bu köşk günümüze
gelememiştir. Köşkü Sultan I. Mahmut 1748 yılında yaptırmıştır.
Köşkü gören sultanların “Bayıldım” demesinden ötürü de köşke bu
isim verilmiştir. Sultan I. Mahmut’un sevdiği ve sık sık
uğradığı bu köşkte Ramazan aylarında iftar vermesinden ötürü de
bazı kaynaklara İftar Köşkü olarak geçmiştir. Sultan III. Osman
zamanında, 1755’te kısmen yanan köşk, daha sonra eski haline
uygun olarak yeniden yapılmıştır.
Bayıldım Köşkü’nden günümüze hiçbir iz gelmemiştir. Onunla
ilgili bilgiler, köşkü 1787 yıllarında gören d’Ohsonn’un XVIII.
yüzyılda yapmış olduğu bir gravürden edinilmiştir. Buna
dayanılarak köfeki taşından temeller üzerine ahşap malzeme ile
doğu-batı doğrultusunda uzanan dikdörtgen bir planı vardır. İki
katlı yapının doğu ucunda her iki katta da sedirli birer
divanhanesi bulunuyordu. İki kat arasında üst kat açıklıkları
ile saçak arasında enli çıtalarla yapılmış yatay kuşaklara yer
verilmiştir. Üst kat sofasının güneyinde iki oda olduğu, güney
ve kuzeyinde ikişer oda olduğu sanılmaktadır.
Baltacı Köşkü (Konağı) (Eminönü)
İstanbul Eminönü ilçesi, Sultanahmet’te Yerebatan Sarnıcı’nın
üzerinde bulunan bu köşk XVIII. yüzyılın ortalarında
yapılmıştır. Osmanlı sivil mimari özelliklerini yansıtan bu köşk
günümüze ulaşamamıştır.
Zemin katın üzerinde iki katlıdır. Zemin katın büyük bir
bölümünü avluya açılan büyük bir taşlık meydana getirmiştir. Bu
taşlığın çevresinde servis birimleri ve üzerindeki hamamın alt
yapısı bulunuyordu. Buradan bir merdivenle de Yerebatan
Sarnıcı’na iniliyordu. Konak taşlık, harem ve selamlık
bölümlerinden meydana gelmiştir. Zemin katı kare kesitli ahşap
dikmeler üzerine oturtulmuştur. Bu bölüm dikdörtgen planlı
sofalar ve bunların çevresindeki odalardan oluşmuştur. Harem ve
selamlık sofaları bir koridorla birbirine bağlanmıştır. Selamlık
merdiveninin tek yönlü olmasına karşılık harem merdiveni
taşlıktan iki yönlü olarak başlamaktaydı. Bu düzenleme konağın
birinci ve ikinci katları arasındaki merdivenlerde de
tekrarlanmıştır.
Konağın ikinci katında karnıyarık plan düzeni kullanılmış,
ortadaki salonun etrafına odalar sıralanmıştır. İçerisi barok
üslupta bezemelerle süslü idi. Özellikle tavan göbeklerinin
bezemelerinden kaynaklarda söz edilmektedir. Bu konak bilinmeyen
bir tarihte yanmış ve yok olmuştur.
Abbas Halim Paşa Köşkleri (Adalar)
İstanbul Adalar ilçesi, Heybeliada’da Abbas Halim Paşa
Mahallesi’nde bulunan bu köşkleri Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın
torunu, Prens Abbas Halim Paşa (1866–1935) 1897–1899 yıllarında
yaptırmıştır.
Paşaya ait olan yaklaşık 3 dönümlük arazi üzerinde üç ayrı köşk
bulunmaktadır. Bu köşklerin planları Hovsep Aznavur tarafından
çizilmiştir. Köşkler birbirlerinden farklı üsluplardadır. Bunlar
Harem Köşkü, Selamlık Köşkü ve Bendegân Köşkü’dür.
Bu köşklerden Harem Köşkü Yeni İskele Yolu ile Abbas Paşa
Sokağı’nın birleştiği yerde geniş bir bahçe içerisindedir. Abbas
Halim Paşa’nın ölümünden sonra köşk Prenses Zeynep Hanım’a
geçmiş, 1945 yılında yıkılmıştır.
Bu köşkün cephe tasarımı, mimari ayrıntıları ve süslemeleri
Mimar Aznavur tarafından yapılmış ve eski Mısır mimarisinden
esinlenilmiştir. Köşk kâgir bir bodrum üzerinde iki kat ve bir
de çatı katından meydana gelmiştir. Kuzeybatıda denize bakan
giriş cephesi ile yan cephelerdeki dışa taşkın bölümler eski
Mısır mimarisi ile yakınlık gösterdiği gibi mabet cephelerinde
kullanılmış pilonlara da burada yer verilmiştir. Aşağıdan
yukarıya doğru daralan kesik piramitlere benzeyen bu pilonlar
kabartma ve şeritlerle bezenmiş ve bütünü silmeler içerisine
alınmıştır. Pilonların üzerinde hiyerogliflerle bezeli lotus
biçiminde başlıklar bulunmaktadır. Bunlar aynı zamanda
üzerindeki balkonu da taşımaktadır.
Girişten bir sahanlığa, oradan da köşkün holüne girilmektedir.
İç mekân tasarımında Osmanlı sivil mimarisinin ana hatlarının
ağırlık kazandığı görülmektedir. Zemin katta bulunan sofa yapıyı
boydan boya kat etmekte, çevresine de salon ve odalar
yerleştirilmiştir. Üst katın da bunun bir benzeri olduğu
sanılmaktadır.
Abbas Halim Paşa Köşklerinden Selamlık Köşkü, Refah Şehitleri
Caddesi ile Fettah Sokağı’nın köşesinde bulunmaktadır. Selamlık
olarak düzenlenen, meyilli bir arsada yer alan ahşap köşk iki
katlıdır. Refah Şehitleri Caddesi’nden içerisine girilen köşkün
arazi konumu ile meydana getirilmiş bir bodrumu bulunmaktadır.
Zemin kat bahçe yönüne doğru ahşap dikmelere oturmaktadır. Üst
kat ise zemine göre biraz daha geriye çekilmiştir. Ana girişten
camekânlı bir taşlığa, oradan da yapıyı boydan boya kat eden bir
sofaya geçilmektedir. Büyük kemerli pencerelerle aydınlatılan,
arka bahçeye yönelik sofanın iki yanına küçüklü büyüklü odalar
sıralanmıştır. Osmanlı ampir izlerinin ağırlık gösterdiği bu
köşk, XIX. yüzyılda Boğaz’da yapılan yalılarla benzerlik
göstermektedir.
Bu köşklerden Bendegân Köşkü Fettah Sokağı ile Yeni İskele
Yolu’nun kavşağında bulunmaktadır. Burada Abbas Halim Paşa’nın
oldukça kalabalık olan maiyeti yaşamıştır. Günümüze gelebilen bu
yapı üç katlı ve ahşap olup, II. Meşrutiyet döneminde bir süre
Sebilürreşad Rüştiyesi olarak kullanılmış, Paşa’nın ölümünden
sonra da Prenses Nimet Hanım’a geçmiş 1938 yılında da
satılmıştır.
Bu köşk plan olarak diğerlerine benzer şekilde ortada sofa ve
çevresinde salon ile odalardan meydana gelmiştir.
İlyasko Köşkü (Adalar)
İstanbul Adalar ilçesi, Büyükada’da Çankaya (Nizam) Caddesi’nde
bulunan bu köşk, Galata bankerlerinden Konstantinos İlyasko
tarafından XIX. yüzyılın sonlarında yaptırılmıştır. Köşk XX.
yüzyılın başlarında Sultan II. Abdülhamit’in yakınlarından Arap
İzzet Paşa’nın mülkiyetine geçmiş, 1976 yılında da satılmış ve
1978’de de yıktırılmıştır. Bugün köşkün yerinde aynı ölçüde ve
aynı plan ve cephe düzeninde yapılmış bir konut bulunmaktadır.
Sovyet İhtilali’nin öncülerinden Leon Troçki (ölm.1940)
Rusya’dan Stalin’in baskısı nedeni ile İstanbul’a kaçmış
1929–1933 yıllarında ailesi ve yardımcıları ile birlikte polis
koruması altında bu köşkte yaşamıştır. Hayatım isimli
otobiyografisini de bu köşkte yazmıştır.
Köşk bodrum katı üzerinde iki katlı kâgir bir yapı olup, ahşap
döşemelidir. Köşkün setler halinde denize kadar inen geniş bir
bahçesi bulunuyordu. Bu bahçenin içerisinde kuzey-güney
doğrultusunda simetrik olarak düzenlenmiştir. Güney cephesindeki
zemin katı sofasına açılan giriş kapısı ortada ve geriye
çekilmiş konumdadır. Bunun üzerine bir balkon yerleştirilmiştir.
Bu cephede altlı üstlü dörder pencere bulunmaktadır. Yapının
bütününde Neo-Klasik üslubu yansıtan şekillere, Toskana tipi
sütun başlıklarına rastlanmaktadır. Köşkün iç tasarımında orta
sofalı plan tipi uygulanmıştır. Zemin katta salonlar, üst katta
yatak odaları ve katların ekseninde de balkonlarla birleşen
sofalar bulunmaktadır. Ancak günümüzde yenilenen plan düzeninde
kısmen bu mimari bozulmuştur.
Hulusi Bey Köşkü (Adalar)
İstanbul Adalar ilçesi, Heybeliada’da Lozan Zaferi Caddesi ile
Bahriyeli Şükrü Bey Aralığı’nın kavşağında bulunan bu köşk
dönemin tüccar ve bankerlerinden Kiryako Hacopulo tarafından
kızı Eleni için 1870’lerin sonunda yaptırılmıştır. Mimarının
İtalyan olduğu söylenirse de kimliği konusunda bir bilgi
edinilememiştir.
Heybeliadalıların Köşk olarak isimlendirdiği bu yapı Selanik
Şehremini ve Serez Mebusu Selamizâde Ahmet Bey tarafından Eleni
Hacopulo’nun varislerinden 1920 yılında satın alınmıştır. Ahmet
Hulusi Bey’in eşi Rukiye Seniha Hanım’ın mülkiyetine geçmiştir.
Köşkte devrin ünlü kişileri dost toplantıları yapmışlar ve bu
toplantılarla ilgili yorumlar o dönem basında yer almıştır. Bu
toplantılara katılanlar arasında Prens Abbas Halim Paşa, Bahriye
Nazırı Hasan Rami Paşazade, Doktor Rıfat Hüsamettin Paşa, Hacı
Sami Bey, Ahmet Rasim, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Selahattin Pınar,
Hafız Kemal Gürses, Hafız Sadedin Kaynak ve Osman Nihat Akın,
Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal Beyatlı gibi ünlü kişiler
bulunuyordu.
Hulusi Bey Köşkü eğimli bir arazide yapılmış bu nedenle de alçak
bir istinat duvarı ile sınırlandırılmıştır. Bu duvarın arkasında
merdivenlerle çıkılan iki kapı bulunmaktadır. Demir kanatlı ana
girişin üzerinde Selamizâde Ahmet Hulusi Bey’in beyzi bir
madalyonu yerleştirilmiştir. Yapı arazi meylinden ötürü altta
kalan sette bodrum ve çatı katından oluşmuştur. Yığma tekniği
ile inşa edilmiş köşkün taş örgülü duvarları demir gergilerle
birbirine bağlanmıştır.
Köşkün asıl yapısı dikdörtgen planlı olup, burada ampir Neo-Roma
üslubunun hâkim olduğu görülmektedir. Cadde üzerindeki doğu
cephesi bodrum üzerine iki kat ve çekme katlıdır. Buradaki ana
girişin önünde eyvan niteliğinde bir terasa yer verilmiştir. Bu
terasın üzerindeki çıkma mermerden yontulmuş, yivli sütunlar
üzerine oturtulmuştur. Ana girişin açıldığı zemin katın
sofasının diğer ucuna da buna benzer camekânlı ikinci bir kapı
yapılmıştır.
Köşk orta sofalı plan şeması şeklinde olup, zemin, üst ve çatı
katındaki birimler dikdörtgen planlı sofaların etrafında
sıralanmıştır. Ayrıca zemin kat sofasının kuzeyinde birbirleri
ile bağlantılı iki salona daha yer verilmiştir. Zemin kat
sofasının güneyinde küçük bir salon ile yemek salonu
bulunmaktadır. Bu salonun arkasında yerli dolaplarla donatılmış
mutfak ve servis odası vardır. Buradaki mutfak bahçeye açıldığı
gibi aynı zamanda bir sarnıcın üzerine oturtulmuş ve üzeri arka
bahçeye açılan bir teras olarak değerlendirilmiştir.
Köşkün cephelerinde sıralanan pencereler ahşap panjurlu ve
dikdörtgen şekildedir. Bunlardan üst kattakilere üçgen
alınlıklar yerleştirilmiştir. Bu alınlıklar yivli ve korint
başlıklı plasterler üzerine oturtulmuştur. Köşkün içerisi Neo-Rönesans
üslubunda bezemelerle kaplanmıştır. Özellikle zemin kattaki
mekânların tavanları yuvarlak madalyonlar içerisine alınmış
manzara resimleri, çiçek demetleri, yemek salonunun tavanları da
natürmortlarla bezelidir. Üst kat sofasının tavanında bağdadi
sıva üzerine kalem işi tekniği ile yapılmış yuvarlak çerçeveler
içerisinde manzara resimleri bulunmaktadır.
Köşk günümüzde özgün mimari yapısını ve bezemesini korumuştur.
Agopyan Köşkü (Adalar)
İstanbul ili Adalar ilçesinde, Büyükada’da Çankaya Meydanı’nda
bulunan bu köşk XIX. yüzyılın sonlarında Neo-Klasik üslupta
yapılmıştır.
Köşk üç katlı olup, dıştan at nalı kemerleri ve Selçuklu
sanatını yansıtan geçmeli yıldızlarla bezenmiştir. Köşkün sol
yan ve arka cephesi ana cepheye göre çok daha sadedir. Simetrik
bir plan düzeni olup, iç sofalı plan düzenindedir. Ahşap sütunlu
çıkmalı giriş cephesinin karşısına gelen merdivenlerle üst
katlara çıkılmakta olup, buradaki sofanın iki yanına odalar
sıralanmıştır. Köşe odaları arasına da servis hücreleri
yerleştirilmiştir.
Günümüzde Çankaya Oteli olarak hizmet vermektedir.
Çavuşoğlu Köşkü (Adalar)
İstanbul Adalar ilçesi, Büyükada’da Çankaya (Nizam) Caddesi
üzerinde bulunan bu köşk XX. yüzyılın başlarında Kaptan
Haralambos Çavuşoğlu tarafından yaptırılmıştır.
Geniş bir bahçe içerisinde bulunan bu köşk, yaptıranın 1922’de
Türkiye’yi terk etmesi üzerine Milli Emlak’e geçmiş satış yolu
ile de çeşitli şahıslar arasında el değiştirmiştir. Köşk üç
katlı kâgir bir yapıdır. Zemin katına çift kollu döküm
parmaklıklı merdivenle çıkılmaktadır. Buradan ulaşılan giriş
sahanlığı ile bahçe arasında bulunan kot farkından ötürü
yüzeyler XIX. yüzyıl Avrupa mimarisinde etkili olan yapay
kayalıklarla kaplanmıştır. Köşkün cephe tasarımında ampir üslubu
açıkça görülmektedir. Kat araları silmelerle üçüz yivlerle
bezenmiştir. Ana girişin bulunduğu kuzey cephesinin ortasında
her iki katta da geriye çekilmiş sütunların taşıdığı birer
balkon bulunmaktadır. Bu sütunlardan alt kattakiler dor, üst
kattakiler de ion nizamındadır. Üst kat balkonu akroterli bir
alınlıkla tamamlanmıştır. Giriş cephesinde ve balkonların
arkasında sofalar bulunmaktadır. Bunlardan zemin katta salonlar,
üst katta ise yatak odaları bulunmaktadır. Bodrum katı tümü ile
servis birimlerine ayrılmıştır.
Hacapulos Köşkü (Hükümet Konağı) (Adalar)
İstanbul
ili Adalar ilçesi, Büyükada Çankaya Caddesi’nde bulunan bu
köşkün XX. yüzyılın başında yapıldığı sanılmaktadır.
Köşk 10527 m2’lik bir alanda üç katlı ahşap olarak yapılmıştır.
Yapımından bir süre sonra Emperyal Oteli olarak kullanılmış,
Cumhuriyetin ilanından sonra 1929’dan itibaren Hükümet Konağı
olarak kullanılmıştır.
Büyük bir bahçe içerisinde olan köşke mermer döşeli bir köprü
ile girilmektedir. Orta sofalı plan tipinde olan köşkün sol
yanına kâgir bir kule ile üzerine bir seyir balkonu
yerleştirilmiştir. Sofanın çevresinde odalar yer almaktadır.
Birinci katta dört büyük oda, ikinci katta on oda, üçüncü katta
da dokuz oda bulunmaktadır. Otel olarak kullanıldığı sırada
üzerine bir de çatı katı eklenmiştir.
Köşkün sekiz sütunlu girişinin üzeri balkon ve kapalı bir mekân
olarak düzenlenmiştir. Oda ve sofaların tavanları kabartma
motifler ve kalem işleri ile bezelidir.
Con Paşa Köşkü (John Avrimidis Evi) (Adalar)
İstanbul
Adalar ilçesi, Büyükada’da Çankaya (Nizam) Caddesi üzerinde
bulunan bu köşk Osmanlı ricalinden Con Paşa ismi ile tanınan
Trasivolos Yannaros tarafından 1880 yılında yaptırılmıştır.
Mimarı Ahileus Poliçiş’tir.
Köşk Büyükada’nın en tanınmış köşklerinden olup, I.Dünya Savaşı
sırasında Milli Emlak’e geçmiş daha sonra çeşitli kişiler
arasında el değiştirmiştir. Günümüzde Borovalı ailesinin yazlık
konutudur.
Son dönem Osmanlı mimarisi üslubunda üç katlı olarak yapılan
köşk, önündeki caddeye paralel, doğu-batı doğrultusunda
dikdörtgen planlıdır. Mimarisinin yanı sıra mekân tasarımları,
iç ve dış süslemeleri ile tanınan bu köşkün içerisinde, zemin
katta birbirleri ile bağlantılı kabul salonlarının tavanlarında
Neo-Rönesans üslubunda bezemeleri dikkat çekmektedir. Buradaki
tavanlar konsollu silmelerle çevrelenmiş, içerisindeki sekizgen
kasetler daire veya elips biçiminde çeşitli resimlerle
doldurulmuştur. Bu resimlerin çoğu alegorik tasvirler olduğu
gibi Mısır ile ilgili konulara da yer verilmiştir.
Köşkün cephe görünümünde eklektik üslubun özellikleri
görülmektedir. Dikdörtgen çerçeveli pencereler ahşap panjurlarla
örtülmüş olup, bunların tümü ampir üslubunu yansıtmaktadır.
Cephe görünümü balkon ve çıkmaların yanı sıra köşelere
yerleştirilmiş yüksek, kesik piramit biçiminde külahlarla
hareketlendirilmiştir. Ayrıca çinko levhalarla örtülen bu
külahların tepesine küçük akrotelli kubbecikler
yerleştirilmiştir.
Köşkün bahçesinde eski bir İstanbul konağından getirildiği
sanılan mermer bir selsebil bulunmaktadır. Bu selsebilin Lale
Devri’nin sonlarına ait olduğu sanılmaktadır.
Azaryan Köşkü (Adalar)
İstanbul ili Adalar ilçesi, Büyükada’da, Çankaya (Nizam)
Caddesi’nde bulunan bu köşk Osmanlı hariciyecilerinden Manuk
Azaryan Efendi tarafından 1885–1890 yılları arasında
yaptırılmıştır. Mimar Fotiadis’in planını çizip, tasarımını
yaptığı köşkü Yorgo Simota Kalfa inşa ettirmiştir.
Azaryan Efendi’den sonra köşk Tophane Müşiri Zeki Paşa’nın
mülkiyetine geçmiş, daha sonra birçok sahip değiştirmiş,
1972’den sonra da Büyükada Tenis ve Su Sporları Kulübünün
yönetim binası olmuştur.
Oldukça geniş bahçe içerisinde bulunan köşkün kıyısında bir de
plaj bulunmaktadır. Kâgir bir bodrum üzerinde iki katlı ve çatı
katından oluşan köşkün eğimli araziden ötürü güney yönünde
bodrum katı dayanak duvarlarına bitişiktir. Denize yönelik
kuzeyi bir revakla açılmıştır. Bodrum katında sarnıç, mutfak,
kiler, çamaşırhane gibi servis birimleri bulunmaktadır. Birinci
ve ikinci katları yapının merkezini dik açı ile kesen iki eksene
göre simetrik olarak yapılmıştır. Bu bölümler iç sofalı
(karnıyarık) plan düzenindedir.
Köşkün zemin katı ile üst katında kuzey-güney doğrultusunda bir
uçtan bir uca uzanan sofalar vardır. Ana girişi zemin katta
olup, güney cephesine geniş bir teras yerleştirilmiştir.
Buradaki terastan iki kollu mermer merdivenlerle bahçeye
inilmektedir. Bu terasları ve iki yandan kuşatan zemin kata ait
mekânların köşeleri pahlanmış ve buraya yarım altıgen şeklinde
kitleler oturtulmuştur. Köşkün kuzeydoğu köşesinde Mehtabiye
denilen Cihannüma niteliğinde bir de kulesi vardır. Kulede
çepeçevre balkonlarla kuşatılmış olan iki ayrı kat bulunmakta
olup, bunların üzeri çinko kaplı konik bir külahla örtülmüştür.
Prof. Dr. M.Baha Tanman’a göre köşkün iç mimarisi ile dış
mimarisi arasında üslup bakımından bir tezat gözlemlenmektedir.
Buradaki mekânların tasarımında sivil mimarinin köklü
geleneklerine uyulmuş, buna karşılık cephelerin tasarım ve
süslemelerinde Sultan II. Abdülhamit devrinin eklektik zevki
egemen olmuştur. Küçük konsollarla desteklenen kat arası ve
saçak altı silmelerinde, pencerelerin üzerindeki konsollu küçük
saçaklardan ve bir takım başka ayrıntılarda ampir üslubunun
etkileri görülmektedir.
Mizzi Köşkü (Adalar)
İstanbul Adalar ilçesi, Büyükada Çankaya (Nizam) Caddesi
üzerinde bulunan bu köşk XIX. yüzyılın ikinci yarısında George
Mizzi tarafından yaptırılmıştır. Köşk çeşitli kişiler arasında
el değiştirmiş, 1930–1940 yıllarında San Remo Oteli olmuştur.
Günümüzde özel bir konuttur.
Halk arasında Al Palas veya Kırmızı Kuleli Köşk olarak
isimlendirilen bu yapı Orta Çağ Avrupa şatolarını andırmaktadır.
Bodrum ve iki katlı kâgir yapının duvarları kırmızı renkli prese
tuğlalarla örülmüştür. Dış cepheler sıvanmamış ve yapının tuğla
örgüleri cepheye yansıtılmıştır. Köşkün girişi ön cephede geriye
çekilmiş bir verandanın arkasında yer almaktadır. Bu veranda
mermer sütunlara oturan üç basık kemerle ve sütunlarla
hareketlendirilmiştir. Verandaya açılan giriş ve bunların
yanındaki pencereler yuvarlak kemerlidir. Bunun üzerindeki katta
basık kemerli ince uzun birer pencere görülmektedir. Girişin
solunda kare kesitli kule adeta bir burç görünümündedir. Kulenin
zemin kat hizasında basık kemerli bir penceresi, üst kat
hizasında da önü balkonlu ve saçaklıklı bir penceresi daha
bulunmaktadır. Bu kulede köşkün sahiplerinden Giovanni Mizzi’nin
bir teleskopla gökyüzünü izlediği söylenmektedir. Camekânla
kaplı olan bu bölümün özel bir rasathane olarak kullanıldığı
sanılmaktadır.
Köşkün içerisindeki holün iki yanında salonlar, ikinci katta da
salon ve koridor çevresinde sıralanmış odalar bulunmaktadır.
Kalvokeresis Köşkü (Adalar)
İstanbul Adalar ilçesi, Büyükada’da Maden, Kumsal Caddesi’nde
bulunan bu köşk Dimitri Kalvokeresis tarafından yaptırılmıştır.
Yapım tarihi ksein olarak bilinmemekle beraber yapı üslubundan
XIX. yüzyılın sonlarında İtalyan veya bir Rum mimar tarafından
yapıldığı sanılmaktadır.
Köşkün yapımında Batı üslubu egemen olup, iki katlıdır. Kâgir
köşkün duvarları yığma tekniğinde, döşeme ve çatısı ahşaptan
yapılmıştır. Cephe görünümü simetrik olup, çıkmalarla geri
çekilmiş camekânlı balkonlar yapının bütününe hareket
getirmiştir. Belirli aralıklarla üçgen alınlıklı, dikdörtgen
panjurlu pencereler sıralanmıştır. Köşeleri taş örgülü olup,
triglifli kısa saçaklı bir çatı ile de üzeri örtülmüştür.
Bu yapı orta sofalı plan tipindedir. İçerisinde dikdörtgen
planlı sofalar, bunların iki yanında da odalar bulunmaktadır.
Alt kat daha çok salonlara, üst katlar da yatak odalarına
ayrılmıştır. Katlar birbirlerine çift kollu bir merdivenle
bağlanmıştır. Tavanlarda küçük konsollu silmeler çıtalarla
yapılmış baklavalı motifler bulunmaktadır. Ayrıca kalem işi ile
tavanlar bezenmiştir. Tavanlardaki yuvarlak, beyzi ve dikdörtgen
kartuşlar içerisine de şehir manzaraları, alegorik insan
figürleri ve çiçek motifleri yerleştirilmiştir.
Ralli Köşkü (Adalar)
İstanbul Adalar ilçesi, Büyükada Çankaya (Nizam) Caddesi’nde
bulunan bu köşk halk arasında Yaldızlı Köşk veya Sedefli Köşk
olarak tanınmıştır. XIX. yüzyılın sonlarında maden mühendisi
olan Yorgo Ralli tarafından yaptırılmıştır. Bu köşk prefabrik
parçalar halinde Hindistan’da yapılmış ve buraya monte
edilmiştir.
Ralli Köşkü Yorgo Ralli’nin 1936 yılında ölümünden sonra birkaç
kez el değiştirmiş, 1956 yılında yanmış ve yerine modern bir
yapı yapılmıştır. Ralli Köşkü’nün ahşap parçalardan oluşan
mimari yapısı süsleme yönünden Hint-Moğol saray mimarisini
yansıtmakta idi. Köşkün XIX. yüzyılda yaygın olan cihannüma veya
mehtabiye kulesi de bulunuyordu. Köşkün ana yapısından ayrı
olarak yükselen bu kule sekizgen planlı olup, üzeri kubbe ile
örtülmüştü. Sekizgenin önlerine kafesli pencereler ile küçük
balkonlar yerleştirilmişti.
Sabuncakis Köşkü (Adalar)
İstanbul Adalar ilçesi, Büyükada Maden, Yılmaz Türk Caddesi’nde
bulunan bu köşk Sultan II. Abdülhamit (1876–1909) dönemi
zenginlerinden Yorgi Sabuncakis Efendi tarafından 1904 yılında
yaptırılmıştır. Köşkün tasarımını Atina Üniversitesi Mimarlık
Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Fotiadis, yapımını da Simon Kalfa
üstlenmiştir.
Köşk bodrum ve iki kattan meydana gelmiştir. Kâgir köşkün
tasarımında Eski Yunan mimarisinin Neo-Klasik üslubu
yansıtılmıştır. Köşk üzerinde Masonluk simgeleri bulunmaktadır.
Başlangıçta bu köşkün Mason locası şeklinde düşünüldüğü
sanılmaktadır. Arazi eğiminden ötürü köşkün ana girişi üst
kattadır. Buraya caddeden bir köprü ile ulaşılmaktadır.
Köşkün cephesinin ortasına ileriye doğru taşkın Klasik Yunan
mabedi görünümü verilmiştir. Köprünün bitimindeki terasa korint
başlıklı iki kare kesitli paye ve iki sütun yerleştirilmiş,
bunların üzeri de bir arşitrav ve üçgen alınlıkla sona
erdirilmiştir. Üçgen alınlığın iki yan ve tepe noktasına da
akroterler yerleştirilmiştir. Köşkün batı cephesindeki teras
yanlara doğru balkonlarla uzatılmış ve bunlar kare kesitli
payeler üzerine oturtulmuştur. Kat araları silmelerle üç kesime
ayrılmış, köşelerine de korint başlıklı plasterler
yerleştirilmiştir. Saçak silmesi damlalık frizi ve yumurta frizi
ile çevrelenmiştir. Ayrıca dikdörtgen söveli kapı ve
pencerelerin üzerlerine de basık kemerli alınlıklar
oturtulmuştur.
Köşkün birinci katında girişin ekseni boyunca dikdörtgen planlı
bir salon bulunmaktadır. Bu salonun ortasına da sekizgen prizma
şeklindeki kasnağın taşıdığı ahşap bir kubbe yerleştirilmiştir.
Bu kubbe içerisinde yönleri işaret eden yazılar ve kırlangıç
resimleri bulunmaktadır. Kubbe kasnağında eski Mısır, Hint,
Asur, Yunan-Roma mitolojisinden esinlenilmiş resimler
görülmektedir. Ne var ki bu tonozlu kubbe 1971 yılında
yanmıştır.
Meziki Köşkü (Adalar)
İstanbul Adalar ilçesi, Büyükada Maden, Malül Gazi Caddesi
üzerinde bulunan bu köşk XIX. yüzyılın ikinci yarısında
yaptırılmıştır. Levantenlere ait olan bu köşk XX. yüzyılın
başlarında Şahbaz ve daha sonra da Karayan ailelerinin
mülkiyetine geçmiştir.
Günümüze oldukça iyi bir durumda gelen bu yapı caddeden geride,
üç katlı ve bir de çatı katından meydana gelmiştir. Kâgir köşkün
dış görünümü kütlevi olup, dikdörtgen planlıdır. İtalyan
mimarisine benzeyen köşkün cephelerinde ampir ve neo-rönesans
üslubu açıkça görülmektedir. Cephesi basık kemerli profilli
pencerelerle hareketlendirilmiştir. Köşkün bir ve ikinci
katların önlerinde balkonlar bulunmaktadır. Zemin katın girişi
yanlardaki ince, uzun pencerelerle kuşatılmıştır. Kat aralarına
silmeler yerleştirilmiş, iç mekânlarda eklektik süslemelere yer
verilmiştir. Bazı yerlerde de bitkisel motifler peyzajlar
görülmektedir.
Mavromatis Köşkü (İnönü Evi) (Adalar)
İstanbul
ili Adalar ilçesi, Heybeliada’da, Refah Şehitleri Caddesi’nde
bulunan bu köşk XIX. yüzyılın sonlarında yapılmıştır. Yapım
tarihi kesinlik kazanamamıştır. Büyük olasılıkla köşkü
yaptıranın Mavromatis isimli bir Rum tarafından yaptırılmıştır.
Köşk 1934 yılında İsmet İnönü’nün mülkiyetine geçmiştir.
Günümüzde İnönü Vakfı’nın mülkiyetinde olup İnönü Müze-Evi
olarak hizmet vermektedir.
Atatürk bu evde bir süre kalmış, Adalar’da ilk jeneratör de bu
evde kullanılmıştır. Köşk üç katlı orta sofa plan düzenindedir.
Taş bodrum kat üzerine ahşaptan yapılmıştır. Köşke giriş arazi
konumundan ötürü bodrum üzerindeki birinci kata dıştan
merdivenlerle sağlanmıştır. Cephe düzeni dikdörtgen söveli
pencerelerle hareketlendirilmiş, ayrıca silmelerle de katlar
birbirlerinden ayrılmıştır.
Kırma çatı ile örtülü olan köşkün kısa kenarı ile asıl cephenin
kenarı üçgen alınlıklı olarak sonlandırılmıştır. İç plan
düzeninde orta sofa şeması esas alınmıştır. Her iki kattaki
sofaların çevresine oturma ve yatak odaları yerleştirilmiştir.
Reşat Nuri Güntekin Köşkü (Adalar )
İstanbul
Adalar ilçesi, Büyükada’da Yılmaztürk Caddesi’nde bulunan bu
köşk XIX. yüzyılın sonlarına doğru yapılmıştır. Yapım tarihi
kesinlik kazanamamıştır. Tarihi kaynaklardan Ruşen Eşref Ünaydın
ve Hasan Ali Yücel’in zaman zaman buraya geldiği öğrenilmiştir.
Köşk 998 m2’lik bir alanda üç katlı olarak yapılmıştır.
Dikdörtgen planlı köşk taş temeller üzerine kâgir olarak
yapılmıştır. Dört yönden dikdörtgen söveli pencerelerle
aydınlatılan köşkün üzeri ahşap bir çatı ile örtülüdür.
İç mekân orta sofa etrafında çevrelenmiş odalardan meydana
gelmiştir. Köşkün giriş merdivenleri dışarıdandır. Mimari yönden
herhangi bir bezeme unsuru bulunmamaktadır.
Hüseyin Rahmi Gürpınar Köşkü (Adalar)
İstanbul
ili Adalar ilçesi, Heybeliada Demirtaş Sokak’ta bulunan bu köşk
1918 yılında yapılmıştır. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın yaşadığı bu
köşk İl Özel İdaresi tarafından Kültür Bakanlığı’na tahsis
edilmiştir.
Günümüzde Hüseyin Rahmi Gürpınar Müze-Evi olarak hizmet
vermektedir.
Köşk üç katlı T plan düzeninde olup, üzeri kırma çatı ile
örtülmüştür. Taş temeller üzerine ahşap kaplamalı köşkün giriş
avlusunun çevresinde ikişer oda bulunmaktadır. Bu avludan oturma
ve yatak odalarının bulunduğu ikinci ve üçüncü katlara
çıkılmaktadır. Bu katlarda ortadaki sofanın etrafında odalar
sıralanmıştır.
Abdülmecit Efendi Köşkü (Üsküdar)
İstanbul
ili Üsküdar ilçesi, Bağlarbaşı’nda Kuşbakışı Sokağı’nda bulunan
bu köşk Alexandre Vallaury tarafından 1901 yılında
yaptırılmıştır. Bu köşkün bulunduğu yer daha önce Hıdiv İsmail
Paşa’nın mülkiyetinde idi. Hıdiv İsmail Paşa’nın oğlu İbrahim
Paşa saraya damat olduktan sonra bu köşkün yerini ve tasarlanan
projesini beğenen Halife Abdülmecit Efendi’ye 1895 yılında
devredilmiştir.
Günümüze gelen yapı köşkün selamlık bölümüdür. Harem kısmı ve
müştemilatı günümüze gelememiştir. Küçük bir saray görünümündeki
köşk, hafif meyilli bir arazide barok üslupta yapılmıştır. Geniş
saçakları, eliböğründeleri ve renkli bezemeleri ile dikkat
çekici bir yapıdır. Kâgir bir bodrum üzerine iki katlı ahşap
olarak yapılmış ve simetrik bir plan burada uygulanmıştır.
Köşkün iki ana ekseninin kesiştiği noktada merkezi bir sofaya
yer verilmiştir. Daha önce burada bulunan havuz sökülerek sofa
genişletilmiştir.
Köşkün birinci katı yanlara doğru eyvanlarla açılmış ve haçvari
bir plana dönüştürülmüştür. Köşelerdeki dikdörtgen planlı odalar
ikinci katta daha değişik şekildedir. Her iki katta da eksenleri
boyunca dışa uzanan orta mekânlar ile dört köşesindeki odalar
düzgün bir geometrik plana uydurulmuştur. Duvarların ileri veya
geri alınması ile de cephe hareketli bir görünüme sokulmuştur.
Köşkte kullanılan kapı, pencere, kolon ve kemerlerde doğuya özgü
motiflere ve mimariye yer verilmiştir. Günümüze gelen
bezemesinin zamanla zarar gördüğü anlaşılmaktadır. Bu
bezemelerde çok renkler egemendir. Dış cepheler geometrik
bölümlere ayrılmış ve pencereler bunların içerisine
yerleştirilmiştir. Boşta kalan alanlar ise oryantalist motifli
kalem işleri ile bezenmiştir. Köşkün içerisinde altın
nakışların, kalem işlerinin yanı sıra çini kaplamalara da yer
verilmiştir. Birinci kat merdiven holünde görüldüğü gibi bazı
yerlere de tablolar yapılmıştır. Özellikle burada Ressam Avni
Lifij’in Aşk Çeşmesi isimli bir tablosu bulunmaktadır. Köşkün
bahçesinde de merdivenli bir kuyusu vardır.
Köşk Yapı Kredi Bankası’nın kurucusu Kazım Taşkent zamanında,
banka tarafından satın alınarak restorasyonu orijinaline uygun
olarak yapılmıştır.
Altunizade Köşkü (Üsküdar)
İstanbul ili Üsküdar ilçesi, Altunizâde’de bulunan bu köşk,
Altunizâde İsmail Zühdi Paşa tarafından 1868’de yaptırılmıştır.
Altunizâde İsmail Zühdi Paşa, bugünkü Milli Eğitim Bakanlığı
Validebağ Prevantoryumu içerisinde harem ve selamlık
bölümlerinden meydana gelen bir köşk yaptırmıştı. İlk Altunizade
Köşkü olan bu köşkün güzelliğini duyan Sultan Abdülaziz Paşa’yı
huzuruna çağırarak köşkün kendisine verilmesini ima etmiştir.
İsmail Zühdi Paşa da padişahın isteği üzerine köşkü Ona
vermiştir. Bundan sonra da Altunizâde Camisi’nin karşısında yeni
bir köşk yaptırmıştır. Yeni yapılan köşkün bezeme ve dış
görünümü yönünden dikkati çeken bir güzelliği yoktur. Ancak ilk
köşkün içerisinde uyguladığı bezeme ve süslemeleri burada da
tekrarlamıştır.
Köşkün on sekiz odası, üç salonu, altı sandık odası ve altı
helâsı vardır. Bodrum katında iki mutfak bulunmaktadır. Bunun
üzerinde biri alçak tavanlı, ikisi yüksek tavanlı olmak üzere üç
katlı bir yapıdır. Yapının arazi konumundan ötürü ön cephede
yüksekliği 18 m., arka cephede de 16 m. dir. Üst kat salonunun
tavanı bir İtalyan ressam tarafından alçı üzerine yapılmış yağlı
boya resimlerle süslenmiştir. Ayrıca diğer odaların tavan
bezemeleri, merdiven korkulukları da Osmanlı ahşap oyma sanatını
yansıtmaktadır.
Köşkün bahçesi içerisinde beş havuzu bulunmakta olup, bunlardan
birinin içerisinde kayıkla gezilecek kadar büyüktü. Havuzun
ortasına da bir küçük adacık yapılmıştı.
I.Dünya Savaşı sonlarında İstanbul işgal altında iken Anadolu’ya
kaçırılan silahlar bir süre burada gizlenmişti. Köşk 1987
yılında İsmail Zühdi Paşa’nın varisleri tarafından STFA
Firmasına satılmış, 1988 yılında yeniden yapılmak üzere
yıkılmıştır.
Şehzade Ömer Hilmi Efendi Köşkü (Üsküdar)
İstanbul ili, Üsküdar ilçesi Bağlarbaşı-Beylerbeyi arasında,
Kuşbakışı Sokağı’nda Abdülmecit Efendi Köşkü’nün karşısında
bulunan bu köşk Mısır Hıdivi İsmail Paşa tarafından 1870 yılında
yaptırılmıştır. Köşk 1910 yılında Şehzade Ömer Hilmi Efendi’nin
mülkiyetine geçmiştir.
Ömer Hilmi Efendi Sultan V. Mehmet Reşat’ın oğlu olup, 1886
yılında doğmuş, 1935’te de ölmüştür.
Köşk harem ve selamlık olmak üzere 50 dönümlük, içerisinde çam
ve meyce ağaçlarının bulunduğu geniş bir bahçe içerisinde
yapılmıştır. Köşkün harem kısmı 1921 yılında yanmıştır. Yanan
bölümde 21 oda bulunuyordu. Selamlık kısmı günümüze
gelebilmiştir. İki katlı köşk kâgir bir bodrum üzerine iki ahşap
kattan meydana gelmiştir. İçerisinde bir salon ve dokuz odası
bulunmaktadır. Selamlık kısmının sol tarafında hizmetli
daireleri ile ahırlar bulunmaktadır. Kuşbakışı Caddesi ile
İcadiye-Bağlarbaşı yolun açılan iki kapısı vardır. Bunlardan
Kuşbakışı Caddesi’ndeki girişinin yanına yığma taştan bir su
terazisi yapılmıştır.
ana menü
- Ana Sayfa
- İstanbul Tarihi
- İstanbul'un Fethi
- Semt İsimleri Tarihi
- İstanbul Mezarlıkları
- İstanbul Şiirler
- Gülhane Parkı
- Yedi Tepe
- İklim
- Bitki Örtüsü
- Nüfus Bilgileri
- Müzeler
- Saraylar
- Camiler
- Modern Mimari
- Hamamlar
- Tarihi Çarşılar
- Tekkeler
- Ziyaret Mekanları
- Köşk ve Konaklar
- Kiliseler
- Sütunlar ve Kuleler
- Adalar
- Türk Kahvesi
- Geleneksel Mutfak
- Akarsular
- Göller
- İçme Suları
- Denizler ve Kıyılar
- Oteller
- Haritalar
- Formula 1
- Resimler
